http://images.socialpano.com/

Üsküp'ten Taksim'e 1 MAYIS..

1 Mayıs ilk defa ne zaman ortaya çıktı, çıkış gerekçesi neydi? Osmanlı'da ilk 1 Mayıs ne zaman kutlanmaya başladı? Cumhuriyet döneminde kutlamalar ne zaman başladı? İşte 1 Mayıs'ın 130 yıllık öyküsü..2.05.2016 13:05

Özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında çalışma saatleri mücadelesi içinde doğan, daha sonraları uluslararası arenada işçilerin dayanışma günü ve emeğin bayramı olarak kutlanan 1 Mayıs, dünyayı etkisi altına alan kapitalizme karşı insanca çalışma ve yaşama talebinin, sosyal adalet ve mücadele ile dayanışmanın simgesi oldu.

Amerika’da 1 Mayıs 1886’da işçilerin, günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma süresinin, günlük 8 saate indirilmesi talebiyle iş bırakmaları sonrası yaşanan elim olaylar bugünün simgesel bir nitelik kazanmasını sağlamıştır. Yaşanan olaylarda çok sayıda işçi öldürülmüş ve bazı işçi liderleri idama mahkûm edilmiştir.

Ülkemizde de zaman zaman özünden uzak yaklaşımlarla kutlanan 1 Mayıs, zaman zaman şiddetle anılan emekten uzak gösterilere de sahne oldu. İstanbul’da Taksim uzun yıllar gösterilerin merkezi olmuş, sendika ve dernekler Taksim’de kutlamalar yapmış, provokasyonlara açık olan gösteriler kimi zaman tarih sayfalarımıza kötü anılarla düşmüş, kanla birlikte anılmıştır.

1 Mayıs’ın Tarihçesi

Dünyada ilk 1 Mayıs örneğinin adresi; 1856 Avustralya’nın Melbourne şehridir.

Osmanlı Dönemi’nde ise; 1 Mayıs kutlamaları 1909 yılında kutlanmaya başlandı. İkinci meşrutiyetin ilanından hemen sonra Üsküp’te Türk, Bulgar ve Sırp işçilerden oluşan yaklaşık yüz kişi tarafından kutlanan 1 Mayıs, İstanbul’da ilk 1910’da kutlanmaya başlanır.

Osmanlı Dönemi’nden Cumhuriyet’in ilanına kadar 1 Mayıs savaş dönemleri hariç küçük katılımlarla kutlanır.

Takrir-i Sükun’dan 27 Mayıs’a

Cumhuriyet Dönemi’nde ise ilk kez 1923 yılında kutlanan 1 Mayıs, 1924 yılında dönemin başbakanı İsmet İnönü tarafından yasaklanır. Ertesi yıl çıkarılan “Takrir-i Sükun Yasası” ile kutlama yapılması imkansız hale gelir. Tek Parti Döneminde yasak olan 1 Mayıs kutlamaları Demokrat Parti iktidarı ile yeniden serbest bırakılır.

1951 yılında Menderes hükümeti döneminde çıkarılan bir yasayla işçilere 1 Mayıs tatilinde yarım ücret ödenmesi, 1956 yılında ise yine Menderes, hükümeti döneminde işçilere 1 Mayıs tatilinde tam ücret ödenmesi sağlar.

Adnan Menderes ayrıca ilk kez radyodan işçilerin bayramını kutlayan Başbakan olmuştur. 27 Mayıs darbesinden 26 gün önce, 1 Mayıs 1960’da radyoda yaptığı konuşmada işçilerin işçi bayramını kutlamıştır.

Menderes radyodan şöyle bir açıklama yapar:

“Bugün 1 Mayıs İşçi Bayramı, işçi kardeşlerimize, elemsiz, kedersiz birçok bayramlar idrak etmelerini, onların refah ve saadetini temenni ederken, bu çerçevede kendilerine her zaman yardımcı olmanın en aziz emelimi teşkil ettiğini ifade etmek isterim.”

27 Mayıs darbe dönemi sonrasında, her ne kadar 60 Anayasasının özgürlükler getirdiği söylense de, 1975 yılına kadar toplu kutlamalar yapılamaz. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) 1967 yılında kurulur, fakat 1976 yılına kadar kitlesel kutlama yapmaz, ki bu tarihler manidardır. 1976 yılında ise DİSK ve diğer örgütlerin katılımıyla Taksim Meydanında kutlamalar yapılır.

Kanlı Pazar

Siyasi tarihimizde 1 Mayıs denildiğinde akla ilk 1977 yılında kutlanmak istenen ve tarihimize “Kanlı Pazar” olarak geçen kutlamalar gelir. Tarihimize kara bir leke olarak geçen kutlamaları takip eden farklı olaylar 1980 12 Eylül’üne giden yolda birer dönüm noktaları olur.

Tarih sayfalarında 1 Mayıs 1977, aydınlatılamamış bir olay olarak hâlâ yer alıyor. 1977 olaylarının açığa çıkarılması için yeterli çalışmalar maalesef yapılmadı. 12 Eylül darbesine giden sürecin ilk ayağı 1977’deki 1 Mayıs kutlamalarıdır.

Hemen ardından Kahramanmaraş ve Çorum olayları ile Savcı Doğan Öz’ün ve DİSK başkanı Kemal Türkler’in öldürülmesi darbeye zemin hazırlamıştır. Olayların faillerinin bulunmaması ile 12 Eylül Darbesi’nin zemininin hazırlanması birbirine paralel olarak düşünülmesi ve araştırılması gereken konuların başında geliyor.

Savcıların iddianamesinde “tertip” olarak nitelendirdiği 1 Mayıs 1977 Kutlamasına, sayıları 500 bini bulan bir kalabalık katılır. DİSK’in Genel Başkanı Kemal Türkler, konuşmasının sonuna geldiğinde etraftan silah sesleri duyulmaya başlanır. Sular İdaresi binasının üstünden ve meydandaki Intercontinental Oteli’nin çeşitli katlarından açılan ateş sonucu insanlar panik halde kaçmaya başlar.

Yaşanan can pazarında 34 kişi hayatını kaybeder, 126 kişi ise yaralanır. Bu karışıklık sırasında ölen 34 kişinin 29’u ezilme sonucu, diğer beş kişi ise kurşun yaraları ile hayatını kaybeder.

Şartlar Henüz Olgunlaşmaz

Görünen o ki “şartların olgunlaşmasını” bekleyen güçler, panik havasıyla insanların birbirini ezmesini istiyordur. Olayların failleri hiç bir zaman bulunamadı. Bulunamamasının nedeni belki de faillerin hiç aranmamasıydı. Çeşitli reflekslerle ya da korkularla olayların faillerinin üzerine gidilmemesi 12 Eylül darbesinin en önemli nedeni olacaktır.

Karanlık ve derin odaklar 1 Mayıs 1977 olaylarında kendilerine dokunulmayınca Maraş, Çorum Olayları ve kimi sembol isimlerin öldürülmesi ile darbenin zeminini ustaca hazırlamışlardı. Açılan davalar ya zamanaşımına uğradı ya da yapılan suç duyuruları dikkate alınmadı. Kimlerin düğmeye bastığı asla sorgulanmadı. O gün yaşanan katliamın bir başka ilgi çekici yönü ise ülkenin 6 Haziran 1977 tarihinde genel seçimlerini yapacak olmasıydı. Ülkemizde her seçim döneminde gizli ellerin devreye girmesi olayın tertip olduğunun bir başka göstergesi olsa gerek.

Olayın yaşandığı dönemde Süleyman Demirel Başbakan, Bülent Ecevit ise Ana muhalefet lideridir. Başbakan Süleyman Demirel olay gecesi olağanüstü Bakanlar Kurulu toplantısına girmeden önce DİSK ve genel başkanı Kemal Türkler’i suçluyordu. CHP lideri Bülent Ecevit ise 7 Mayıs günü İzmir Konak alanında yaptığı konuşmada şöyle diyordu: “Devlet içindeki, fakat demokratik hukuk devletinin denetimi dışındaki bazı örgütler ve güçler gün yitirmeksizin kontrol altına alınmalıdır. Kontrgerilla harekat halindedir ve 1 Mayıs’ta parmağı vardır.”

Ancak ne Demirel ne de Ecevit olayların sorumlularını ortaya çıkaramazlar. 1977 olaylarının kanlı bitmesinde sol fraksiyonlar arasındaki kavgaların etkisi olduğu halen tartışılan bir meseledir. Olayların büyümesinde fraksiyon çatışmalarının katkısı olma ihtimali darbecilerin çıkan olaylarda etkisi olmadığı anlamına gelmiyor, birbirini tetikleyen olaylar olarak tarih sahnesindeki yerini aldılar.

O dönem DİSK yönetiminde hakim olan görüş “Moskova yanlısı” olarak bilinen Türkiye Komünist Partisi (TKP)’dir ve Maocu olarak bilinen grupların kutlama alanına alınmayacağını açık bir dille deklare eder. Halkın Kurtuluşu, Halkın Yolu ve Halkın Birliği o dönemin Maocu sol örgütleridir.

Diğer tarafta ise Türkiye İşçi Partisi, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi ve Türkiye Komünist Partisi vardır. Gruplar birbirlerini “provokatör’ olmakla suçlarlar ve bütün bu yaşanan gerginliklerle birlikte 1 Mayıs 1977’ye gidilir.

Ortamı daha da geren iki olay daha yaşanır. İstanbul’da “Halkın Yolu” yanlısı bir genç, TKP’nin gençlik örgütü olan İGD’lilerin (İlerici Gençlik Derneği) açtığı ateş sonucu öldürülür. İzmir’de ise DİSK afişi asan üç işçi Maocular tarafından vurularak yaralanacak ve bir başka kişi ise öldürülecektir.

Yaşanan sol içi çatışmalar ve cinayetlerle tırmanan gerginliklerin, 1977 olaylarının büyümesinde etkileri olduğu bugün de tartışılmaktadır.

1 Mayıs 1978 yine Taksim’de kutlanır. Ancak bu sefer hüznün hakim olduğu bir atmosferde anma yapılır. 1979’da İstanbul’da 1 Mayıs kutlamaları yasaktır. Ancak İstanbul dışındaki şehirlerde kutlamalar yapılır. Ertesi yıla gelindiğinde ise Sıkıyönetim otuz ilde miting ve gösteri yapılmasını yasaklar.

Darbenin ardından Milli Güvenlik Konseyi 1 Mayıs’ın “bahar bayramı” olarak bile kutlanmasını yasaklar.

90’lar ve Yeniden Başlayan Kutlamalar

12 Eylül darbesinin katı kuralları özellikle çalışanların birtakım haklarında geriye gidişe neden olur. Darbe gerekçelerinden biri olan sendikaların bazıları kapatılırken bazılarının da faaliyetleri durdurulur.

Uzunca bir süre 1 Mayıs kutlanmasına izin verilmez. 1987’de yasal olmayan bir gösteri düzenlenir, 1989’da ise yapılan izinsiz gösteri de bir kişi hayatını kaybeder, çok sayıda kişi yaralanır.

Hak-İş konfederasyonu tarihindeki ilk 1 Mayıs kutlamasını 1989’da yapar. 1990 yılında Türk-İş genel kurulunda 1 Mayıs’ın kutlanması kararı alınır. 1990 ve 1991 1 Mayıs’larında Türk-İş işyerlerinde bildiriler okuyarak anma programları yapar. Hak-İş ise Ankara’da bir panelle 1 Mayıs programı yapar. 1992’de Türk-İş, Hak-İş ve DİSK kapalı salonda “1 Mayıs güç birliği ortak bildirisi” yayımlayarak ortak 1 Mayıs kutlaması yaptılar.

1995’te 1 Mayıs Demokrasi Platformu’nun organizasyonuyla tüm sendikaların ortak katılımıyla İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara’da kutlandı.

Bir Darbeden Diğerine

1996 ve 1997 yıllarında ülkemizde post-modern darbe olarak adlandırılan 28 Şubat’a giden bir dönem yaşanıyordu. Bu süreçte darbeye giden yolda sendikaların etkileri tartışmasızdır. Dönemin güç odakları “biz üzerimize düşeni yaptık sıra silahsız kuvvetlerde” diyerek sendikalara ve meslek odalarına görev veriyorlardı.

Mesut Yılmaz’ın Başbakan olduğu 1996’da 1 Mayıs Türk-İş, DİSK, Hak-İş ve KESK organizasyonuyla Kadıköy’de kutlanır. Göstericiler ile polis arasında çıkan çatışmalarda üç kişi hayatını kaybeder. Toplumun hafızasına olumsuz görüntülerin yerleşeceği bir 1 Mayıs daha böyle yaşanır. Kadıköy’de kutlanan 1996 1 Mayıs’ında kan dökülmüş, çıkan olaylarda 3 kişi ölmüş, 33 güvenlik görevlisi yaralanmıştır.

Yaşananlar halkta yeniden panik oluşmasına neden olur. O gün zihinlere kazınan birçok olay böyle gerçekleşir. Birincisi; uzun zaman sonra 1 Mayıs’ta üç insanımızı kaybetmemiz. İkincisi; kızıl maskelerle, askeri düzenle ve tek tip kıyafetle yürüyen terör örgütleri… Üçüncüsü; kızıl maskeli bir kadının Kadıköy meydanında yer alan çiçekleri elindeki sopayla tahrip etmesi. Dördüncüsü ise bir polisin göstericiler arasında şiddete maruz kalması ve ölü taklidi yaparak linçten kurtulması.

Bu durum halkın “neler oluyor?”, “nereye gidiyoruz?” sorularını sormasına neden olur. 1 Mayıs kutlama alanlarında istenmeyen olayları çıkaranların çalışanlar dışındaki kitleler olduğu bir kez daha görülmüştür. 1996’nın 1 Mayıs’ında akıllarda kalan olumsuz tüm görüntülerin örgütlerce yapıldığı yazılı ve görsel medyaya yansır. Kadıköy’de polisi ölesiye dövenler arasında yer alan terörist G.A. daha sonra 2007’de Ulus’ta intihar bombacısı olacak ve 7 kişinin ölümüne 100 kişinin yaralanmasına sebep olacaktır.

Aynı yılın Haziran ayında gerçekleştirilecek genel seçimler öncesi yaşanan bu olayların ardındaki provokasyon, ülkeyi 28 Şubat post-modern darbesine doğru hızla götürür.

AK Parti Döneminde 1 Mayıs

AK Parti Hükümetlerinin görevleri sırasındaki ilk 1 Mayıs 2003 yılında Abide-i Hürriyet Meydanı’nda olur ve bu gelenek 2007 yılına kadar devam eder. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağı 2007 yılı dengelerin değiştiği bir yıl olacaktır. DİSK ve KESK’in Taksim sevdası ve ısrarı bu yıl başlar.

Aynı zamanda ülkemiz siyasi tarihi açısından kritik olayların olduğu bir dönem olan 2007 daha önce 1977 Kutlamalarında ve ardından yaşanan olayların darbe gerekçesi sayılması, Taksim ısrarının bir provokasyona dönüşebileceği şüphesine neden olur.

Geçtiğimiz günlerde yıl dönümü olan e-Muhtıranın ve çeşitli provokatif eylemlerin bu yılda gerçekleştiği unutulmamalıdır. Bu ortamda DİSK ve KESK’in 1 Mayıs 2007’de Taksim ısrarı kafalarda soru işaretlerine neden olur. Uzun yıllar farklı alanlarda kutlama yapan bu iki konfederasyonun ansızın başlayan Taksim sevdası iyi niyetle açıklanamaz.

Taksim Meydanının kutsallığını her fırsatta dile getiren bu iki konfederasyon yöneticilerinin orada hayatlarını kaybedenlerin isimlerini dahi bilmemeleri kamuoyunda gündem olmuş ve zihinlerde soru işaretleri oluşmuştur.

Ülkemizin sayı bakımından en fazla üyeye sahip olan iki işçi konfederasyonu Türk-İş ve Hak-İş ile iki memur konfederasyonu Memur-Sen ve Kamu-Sen farklı alanlarda kutlamalar yapmakta, Taksim’de kitlesel kutlama yapma ısrarı sadece DİSK ve KESK’ten gelmektedir.

Nisan 2008’de 1 Mayıs “Emek ve Dayanışma Günü” olarak ilan edilir ve kutlanır. Bir yıl sonra 22 Nisan 2009’da ise resmi tatil ilan edilir.

Emek ve Dayanışma Günü: 1 Mayıs

Ertesi yıl, 1 Mayıs bütün konfederasyonlarca Taksim’de birlikte kutlanır. Neredeyse bütün emek örgütlerinin katılımı ile barışçıl gösteriler yapılır. Uzun yıllardır işçilerin talebi olan 1 Mayıs’ın resmi tatil yapıldığı 2009’dan sonra 2010’da da bir başka ezber bozulacak Taksim 32 yıl sonra kitlesel kutlamalara açılır.

Ancak bu önemli ve tarihi günde bazı marjinal örgütlerin tutumları nedeniyle olumsuz durumlar da yaşanır. Nitekim 2010 1 Mayıs Taksim kutlamaları yapılırken Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu konuşturulmamış, kürsü işgali sırasında yaşanan arbedede Memur-Sen Genel Sekreteri ve Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Kaçar’ın kolu kırılmış, her konfederasyon başkanının 5 dakika konuşması üzerinde anlaşılmış olmasına rağmen marjinal örgütler kürsüyü ele geçirmiş ve sadece DİSK ve KESK temsilcilerinin konuşmasına müsaade edilmiştir.

Bu çalışanların birlik ve beraberliği bozan bir tavır olarak kayıtlara geçer. Kürsü işgalini yapanların çalışanlar dışındaki kitleler olduğunu belirtmekte fayda var. Taksim’in kitlesel kutlamalara açılması da şiddet görüntülerini ortadan kaldırmaz.

Bu olaylar bazı sendikaların dile getirdiği “Taksim kitlesel kutlama alanı olarak ilan edilse bile bu sefer başka sorunlar çıkarılacaktır” sözünü doğrular niteliktedir.

Taksim Sevdası ve Provokatif Eylemler

Konfederasyonlar 2010 sonrasında da benzer sorunlar çıkarırlar. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) Genel Sekreteri Sharan Burrow 2013 yılında ülkemizdeki 1 Mayıs kutlamalarına katılır.

Burrow, ülkemizden ayrılırken şunları söyler:

“Taksim Meydanı’nın kapatılması demokrasinin hakiki olmadığını göstermiştir. Türk hükümeti dünyanın gözünde ayıplandı, demokrasi tehdit altındadır, 2015’te G20 liderliğini devralması beklenen bir ülkeden böyle bir davranış beklenemez.”

Aynı yıl içinde Yunanistan’da kamu çalışanlarının yüzde 25’i işten çıkarılmış, İspanya ve İtalya’da çalışanlara kriz nedeniyle büyük bedeller ödetilmiş, Bangladeş’te 400’e yakın emekçinin hayatını kaybetmesinin sıcaklığı taze iken, Güney Afrika’da İngiliz Maden firmasında çalışan emekçilere polisin ateşi sonucu 37 emekçi katledilmişken, bu konuları değil de Türkiye’yi eleştirmesi genel sekreteri tartışmalı hale getirir.

Uluslararası bir sendikanın tartışmaların olduğu bir ortamda davet edilmesi ve Taksim ısrarı uluslararası alanda hükümeti zor durumda bırakmak için mi yapıldı düşüncesini akla getirir. 2014 yılı 1 Mayıs’ını Türk-İş İstanbul Kadıköy’de, Hak-İş Kayseri’de, Memur-Sen Diyarbakır’da, Kamu-Sen ise Ankara’da kutladılar. DİSK ve KESK ise yine Taksim ısrarını sürdürdüler. 2014 1 Mayıs barışçıl gösterilerle kutlanır.

2015 1 Mayıs’ını ise Türk-İş Zonguldak’ta, Hak-İş ve Memur-sen Konya’da, Kamu-Sen ise Adana’da kutlama kararı alırken DİSK ve KESK ise Taksim ısrarını sürdürmektedir.

1 Mayıs Toplumsal Hafızamız

Ülkemizde uzun yıllar “komünistlikle” eşdeğer görülen 1 Mayıs, geniş halk kitleleri ve çalışanların mesafeli durduğu bir gün olur. Ancak zamanla bu algı değişir ve bütün çalışanların ilgi duyduğu bir güne evrilir 1 Mayıs.

Dünyanın birçok ülkesinde 1 Mayıs barışçıl gösterilerle kutlanırken, ülkemizde özellikle son yıllarda inatlaşmaların ve gerginliklerin yaşandığı bir gün oldu. Ülkemizde kimi sendikaların ideolojik tutumları nedeniyle 1 Mayıs bayram havasında kutlanılamıyor. Özellikle emekçiler dışındaki kitleleri bünyesinde barındıran marjinal örgütler 1 Mayıs alanlarını, kendilerini gösterme aracı olarak kullanıyorlar.

Bayram havasında kutlanması gereken bir günü çatışmaların aracı haline getirmek en başta çalışanlara haksızlıktır. Şiddet görüntülerinin ortaya çıkmasında çoğu zaman marjinal örgütlerin tutumlarının, bazı sendikaların ideolojik politikalarının, bazı zamanlarda ise güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanmalarının neden olduğu söylenebilir.

1 Mayıs kutlamalarında ortaya çıkan şiddet görüntüleri, yaşanan tartışmalar ve 1 Mayıs öncesinde başlayan gerginlikler çalışanlarda 1 Mayıs’ın anlamına uygun biçimde kutlanmadığı algısına neden olmaktadır.

1 Mayıs bazı dönemlerde, amacı üzüm yemek olmayan bazı konfederasyonlar tarafından siyasetin malzemesi haline getirilmektedir. 34 kişinin katledildiği 1977 olayları yaşandığında 6 Haziran 1977 genel seçimleri yapılacaktı. 3 kişinin öldüğü 1996 yılı 1 Mayıs’ında ülke 28 Şubat darbesine doğru hızla yol alıyordu.

1991 yılından 2006 yılına kadar başka alanlarda kutlama yapan bazı konfederasyonlar ve meslek örgütleri 2007’de Taksim’in kutsallığını hatırlayarak kitlesel kutlama alanı yapılmasını istiyorlardı.

Tesadüf müdür bilinmez ama bu ısrarın olduğu yıl 22 Temmuz 2007 genel seçimleri yapılacaktı. Taksim alanı bazı konfederasyonlarca kutsal alan kabul edilmesine rağmen yaptığımız alan çalışması çalışanların farklı baktığını göstermektir.

Kaynak: Haber 10


Paylaş :


 

 

Diğer Haberler

Tüm Haberler »

 

Anketler

Anket 1

Web sayfamızın tasarımını nasıl buldunuz?

  • Gönder