http://images.socialpano.com/

'Yeni Bir Eğitim Paradigmasına İhtiyacımız Var!'

Turgay Aldemir: Yüzyıldır yenilmişliğin ve bağımlılığın sancılarını çekiyoruz. Bundan kurtulmak için kökleriyle barışık ve içinden geçtiği zamanın ruhunu idrak eden yeni bir eğitim paradigmasına ihtiyacımız var.9.05.2016 13:14

Anadolu Platformu Başkanı Tugay Aldemir’in 10. Öğretmen Sempozyumunda yaptığı “Değişen Türkiye; Eğitimde Müfredata Bakışımız” başlıklı konuşmayı ilginize sunuyoruz. 

Değerli dostlar,

10.sunu gerçekleştirdiğimiz öğretmen sempozyumundayız. Ülkemizin her noktasından öğretmenlerimiz burada.

Anadolu’da ümmete dair bir inkişaf başladı. Allah’ın izni ile elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Bizim davamız Rabbimizin rızasıdır. Bunun dışında kalan günlük tartışmalar ve kişisel hesaplar bizim için teferruattır.

Yeni Türkiye’nin inşası için günün sorumluluğu, yüklendiğimiz işlerin hakkını vermek, ümmetin ayağa kalkması için gereken fedakârlığı ortaya koymaktır. Dün olduğu gibi bugün de Allah’ın izni ile yarın da Anadolu Platformu bu sorumluluğu yerine getirmek için çabalayacaktır.

Artık yakınmalardan, kişisel beklentilerden sıyrılarak yeni Türkiye’nin, İslam ümmetinin eğitim müfredatlarını konuşmak için toplandık. Bu buluşma her açıdan hepimizin değerli katkılarıyla ülkemizin, İslam dünyasının ve insanlığın kurtuluşuna öncülük edecek yüz akı gençlerin yetişmesine vesile olacak bir kongreye dönüşmelidir.

İslam coğrafyasının bilgi üretim ocakları birkaç asırdır küllendi. Kendi sorunlarımızı konuşamaz, çözemez hale geldik. Bugün İslam dünyasında yaşanılan birçok çatışmanın nedeni içinde yaşadığımız zamanın sorunlarına çözüm getiremeyişimizdir. Bu çalışmalarla küllenen ocaklar harlanarak asrın idrakine ışık tutacak, bilgi üretimine vesile olacaktır.

Adeta Tarihte Asılı Kaldık

Eğitim, bir gelenek, dinamizm denklemi ve dengesidir. Medeniyetler bu dinamik denge geleneğiyle varlıklarını sürdürür, geleceklerini inşa ederler. Bu denklem ve dengeden herhangi bir unsur eksik olursa, düşüncesi ve tasavvuru nakıs nesiller ortaya çıkar. Telafisi mümkün olmayan kazalar ve zararlar meydana gelir. İnsanların gelecek tasavvurları, öz benlikleri, öz güvenleri yok olur.

Emperyalizm, sömürgeleştirdiği ülkelerin öncelikle eğitim sistemlerine müdahale eder. Onları geçmişlerinden koparır ve geleceklerini ipotek altına alır.

Oluşturdukları eğitim sisteminde yığınlardan meydana gelen köleler, yön verilebilen ve hayatın nesnesi varlıklar imal edilir. Hatta öyle ki, toplumları sömürgeleştirmek için işgal etmelerine, savaşmalarına dahi gerek kalmaz. Aslından koparıp kendilerine uydurdukları eğitim sistemiyle efendilerine bağımlı gönüllü köleler yetiştirilir.

Yakın tarihimize baktığımızda ülkemizde de bu oyunun sahnelendiğini, kendi geçmişini inkâr ederek yüzünü batıya çeviren Cumhuriyet neslinin, nice gencimizi pozitivizmin ve materyalizmin çorak ve yok edici zeminine nasıl kurban götürdüğünü görürüz.

Batıyı taklit ve edilgenlik anlayışı bizleri ve nesillerimizi sırasıyla Fransız, Alman, İngiliz, Amerikan vb. modasına tabi kıldı, sonra da ruh ve kültür buhranı, iradesiz varlığımızı sürüklemeye başladı.

Ne kendimiz kalabildik ne de tam manasıyla başkası olabildik. Adeta tarihte asılı kaldık.

Oysa şunu hiç düşünmediler: Asıl yenilgi; hayat ve fikir mücadelesinde düşmana bağımlı kalmaktır.

Örneğin Almanya, II. Dünya Savaşından yenilgi ile çıkmasına rağmen eğitim felsefesini muhafaza ettiğinden kendini yeniden inşa etmeyi başardı.

Yeni Eğitim Paradigmasına İhtiyaç Var

Yüzyıldır yenilmişliğin ve bağımlılığın sancılarını çekiyoruz.

Bu yenilmişliğin ve ezilmişliğin etkisinden kurtulmamız için kökleriyle barışık ve içinden geçtiği zamanın ruhunu idrak eden yeni bir eğitim paradigmasına ihtiyacımız var.

Bize, farklılıklarımızı zenginlik bilen, irfani derinliğe ve hikmete sahip, hakka götüren bir yol ve aydınlığa açılan bir kapı lazım. Ahlaki değerleri tanıtan, hayâya hayran gönüller ve insanlığı seven temiz yürekler yetiştiren, milletimizin kadim değerlerine ve tarihine yaslanan nesiller inşa eden bir eğitim sistemi için buradayız. Bize, bizi kendi ruhumuza kavuşturacak insan mektebi lazım.

Unutmayalım ki mektebi, aşk besler, metotlu düşünce, yaşatır.

Eğitimin bir ufku ve misyonu olmalıdır. Tıpkı ekonomi, siyaset, sanat ve edebiyatta ufuk arandığı gibi. Eğitimin sınırları olmalıdır. Yerel, ulusal, uluslararası çapta bir zenginlik, ehliyet ve liyakat gibi.

Eğitim teknik olarak okulların işidir: ders kitapları, tarih, bilim, felsefe, geçmiş ve gelecek…

Ancak fikri olarak entelektüellerin, bilge insanların, alimlerin, akademisyenlerin ve derdi davası olan eğitimcilerin işidir.

Eğitim sistemleri vatansever ve ideal sahibi bireyler yetiştirmeye yönelikken, ülkemizde milletine, tarihine, devletine ve geleneğine düşman nesiller yetiştiriliyor. Bunun sahada yansımalarını Gezi Olaylarında, 6-8 Ekim vb. kalkışmalarında yaşadık.

Tarihimizde bir beldede sorun ve ifsad varsa oraya bir medrese okul açılarak o bölge ıslah edilirdi. Bugün ise okulların, üniversitelerin olduğu bölgeler ve etrafı, her türlü sorun ve ifsatla anılır hale geldi. Bu durum ne kadar acı verici değil mi?

Türkiye’de yaşanan değişim, dönüşüm ve devrimlerin, gençler tarafından en az anlaşıldığı ortadadır. Gençlerdeki bu algıyı kıracak en etkin çözüm eğitimdir. Eğitim, Türkiye’nin en uzun soluklu dönüşüm projesidir. Buradaki duyarlılık Yeni Türkiye’yi var edecek dinamiktir.

Siyasi ve fikri iktidarı kalıcı kılacak olan eğitimdir, düşüncedir, kültürdür.

Bugün Türkiye'deki dönüşüme; siyaset, ekonomi, sağlık, ulaşım vb alanlarda şahitlik ediyoruz ve destekliyoruz. Ancak bu dönüşüm henüz eğitim, sanat, kültür ve medya alanında istenilen düzeyde değildir. Eğitimde başarılı bir çalışma yapılmadığında siyasetteki istikrar da riske olacaktır.

Eğitim Buhranından Kurtulmalıyız

Yeni Türkiye’nin eğitim ideolojisi eski ile yeni arasında kesin bir hat çizmek istiyorsa, bireyi bağımlılaştıran her şeyden kurtarması, bireyi özgün ve sorumlu bir insan yapacak adımları atması gerekmektedir.

Eğitimin yalnızca devletin ihtiyaçlarına ve keyfiliğine göre düzenlenmesinden vazgeçilmelidir. Toplumsal/sivil ihtiyaçlara odaklı eleştirel ve özgürlükçü bir eğitim paradigması için buradayız.

Maarifi meydana getiren dört ana unsur vardır. Bunlar; hoca, talebe, ders ve dar manada öğretim yeri olan okuldur.

Yaşadığımız büyük eğitim buhranından kurtulmalıyız. Çeşitli yamalarla ıslah etmeye çalıştığımız mevcut sistemin Yeni Türkiye paradigmasına uyum sağlamadığı bir gerçektir.

Hayatın her sahasında mektepleşme, kaideleşme, bilinçlenme hareketi zaruridir. Bunun için bir adım olarak devlet-toplum ilişkisi, birey odaklı bir değerler dizisi ekseninde yeniden tanımlanmalıdır.

İslam peygamberi, ilk muallimdi; öğreten, inandıran ve yürüten bir muallim… Devlet ve mektep işlerini birleştirmiş, devleti mektep haline getirmişti.

Ashabı Suffe en kritik dönemlerde eğitim çalışmasını sürdürmüştür. Mescit kesintisiz bir okuldur.

* * *

Devletleri ve medeniyetleri yapan da yıkan da öğretmenlerdir. “Babam beni gökten yere indirdi. Hocam ise beni yerden göğe yükseltti” diyen İskender, hocasını anlamıştır.

Hocayı her devirde, o devrin ruh ve iradesinin hüviyetine bürünmüş görüyoruz. Zira devirlerin idealizmini yaşatan hocalardır.

Ruhumuzun sanatkârı, hayatımızın nazmı olan öğretmenin toplumdaki yerinin önemi, vazifesinin genişliği ve ruhi mesuliyetinin pek ağır olduğunu gençlere değil, bugün öğretmenlere hatırlatmak gereğini duyuyoruz.

Öğretmen, gençlere bilmediklerini öğreten bir nakledici değildir. Bu iş, kitabın işidir, bilmediklerimiz kütüphanelerde ve sanal bilgi bankalarında bulunmaktadır.

“Öğretmen, genç ruhları bir örs üzerinde döverek işleyen bir demircidir. Öğretmen ruhların sanatkârıdır. Öğretmen bilen, öğreten, irşat eden, yol gösteren, terbiye eden, hülasa veli, mürebbi ve emin vasıflara sahip insandır. Ruhların mürşidi, hayatın nazmı ve istikbalin en emin kefilidir.

Her şeyden evvel öğretmen, hayatımızın sahibi olmaktan ziyade sanatkârıdır. Kullanıcısı değil, yapıcısıdır. Seyirci değil aktörüdür. Öğretmen, hayatı yaşamayı değil; ona hizmeti tercih ile seçmiş fedakâr yegâne kişidir.

Tahammülsüzlüğün, şikâyetin başladığı yerde öğretmenlik davası biter. Öğretmen, kendisinin ve öğrencilerinin zaaflarının sebebini arayarak kendini düzeltmeye çalışmalıdır. Gandi, talebelerinde hata gördüğünde bunun sebebinin nefsindeki kifayetsizlik olduğunu kabul eder ve oruç tutardı.

Öğretmen, bizim ruh yapımızın ustasıdır. Böyle olunca da ondaki sakatlıkların hepsinden mesuldür’’ (N.Topçu)

Her Genç Yarına Attığımız Tohumdur

Bugün ülkemizde fazilet; tarih kitaplarında bir efsane diye okunuyor ve ancak en büyük lokmayı kazanmasını bilen insan yüceltiliyorsa, mazlumların yanında onların gözyaşlarını kurulayan dahi bulunmadığı halde zalimler alkıştan sağırlaşmış hale geliyorsa…

Eğer çocuklar büyüklerden daha kurnaz ve yaşlılar da çocuklardan daha ümitsiz bir hayatın ve onlarca terör örgütünün, uyuşturucu şebekesinin kurbanı haline gelmişse… İşte orada öğretmen vazifesini yapmamıştır. Orada öğretmen yok demektir ve o diyarda muallimlik iflas etmiştir.

Öğrenci bizim ideallerimizin ete kemiğe bürünmüş halidir. Yetiştirdiğimiz her genç yarına attığımız tohumdur. İçinde yaşadığımız toplumun öncü öğretmenleri olan M. Akif’in Asım’ın Nesli, Necip Fazıl’ın Büyük Doğu Nesli, Sezai Karakoç’un Diriliş Nesli gibi eşsiz gençlik tahayyülleri vardı. Bugün de Sayın Cumhurbaşkanımızın Dindar Nesil tasavvuru var. Ne yazık ki eğitim sistemimiz, müfredatımız, bürokrasimiz ve öğretmenlerimiz bu tahayyülün gerisindedir.

Nurettin Topçu ideal sahibi öğretmen ve gençlere der ki; “Siz büyük adamlarsınız, halka karışmak size yakışmaz, siz halkın önünde yürüyeceksiniz...”

* * *

Gençler okullarımızda mutlular mı? Tüm eğitimlerinden sonra kendilerini hayata hazır hissediyorlar mı? Başkasının özgürlüğü hakkında ne düşünüyorlar? Birbirlerine nazik ve saygılı davranmayı öğreniyorlar mı?

Eğitim müfredatımız çocuklarımızı hayata ne kadar hazırlıyor ve ne kadar hayatın içinden? Çocuklarımız bilgi kölesi ya da taciri olarak mı; yoksa insanlığa hizmet vermek ve bilgiye hükmetmek için mi yetiştiriliyor?

Uyumluluğu ve hata yapmamayı yücelten bir eğitim anlayışı, gençlerin başka insanların duygu ve düşünceleriyle iletişim ve empati kurma yeteneğini köreltmektedir. Empati kuramayan, başkasını anlayamayan, duyarlı olamayan gençlerde, adalet, özgürlük ve merhamet gibi temel insani değerlere yönelik anlamlı bir farkındalık ve ilgi de gelişememektedir.

Burada öğretmen kardeşlerime soruyorum: Bu yaşananları bizler ne kadar hissediyor ve çözüm üretiyoruz.

Eğitim; gençler için onların eleştirel bilinç, farkındalık ve duyarlılıklarını geliştirebilecekleri ve bu sayede kendi özgünlüklerinin anlamını yakalayabilecekleri hale getirilmeleridir.

Eğitimde Pozitivist İktidar Hâlâ Yaşıyor

Siyasi anlamda Kemalist sistemin iktidarı yıkıldı. Ancak eğitimde Pozitivist iktidar hâlâ yaşıyor. Kemalizm’in odaklandığı, derinleştiği ve güçlü olduğu iki hâkim alan: Eğitim ve kültürdür. Eğitime müfredatlar yoluyla, kültüre de medya yoluyla hâkim olmaktadır. Dolayısıyla eğitim ve medya hayati bir mesele ve asla geçiştirilmemelidir. En az toplumsal güvenlik kadar önemlidir.      

Türkiye’de müfredat sağlıklı olduğunda, uluslararası çapta kendi kendine yetişen değil de ideali olan bir eğitim sisteminin içinden fışkıran; romancılar, öykücüler,  gazeteciler, sanatçılar, düşünce adamları, filozoflar, aydınlar, şairler, aktörler ve senaristler yetişecektir. Bunlar da medyayı ve sanatı ıslah edeceklerdir.

Yeni Türkiye’de ve dünyada en önemli güç insani gelişmişlik (soft power)’dır.

* * *

Din, bütün duygularımızla hareketlerimize ve bütün varlığımıza sindirilmesi gereken bir değerdir, bir aşıdır, damarlarımızda dolaşan ve insanlarla temasımızda kendini gösteren bir cevherdir. 

Din algısı ve dini müktesebatın tarihi misyona yaslanarak bugünü idraki ve kuşanması sağlanmalıdır.

İslam dünyasının birikmiş sorunlarını görecek, irdeleyecek ve çözüm arama çabasına girecek bir tasavvurla işe koyulacak bir neslin yetişmesi için çabalamalıyız.

Örneğin, insanlığın sorunlarına (Sur, Suriye, Filistin vb.) duyarlı bir gençlik…

Hayata, tarihe ve geleceğe üst bir tevhidi bakışla bakan bir nesile ihtiyaç var.

Aliya’nın ifadesi ile “Gökyüzünün öğrencisi olunmadan, yeryüzünün öğretmeni olunmaz.” Müfredatların özüne dini değerler yerleştirerek bilim insanları ve sanatçılar yetiştirebiliriz. Hatta din görevlilerini o zaman dindar kılabiliriz.

Bugün en çok dava ve misyon sahibi, adanmış öğretmenlere ve gençlere ihtiyacımız var. Bunun da tek çözümü sizlersiniz. Bu bilinçle öğretmenlik görevimizi ifa eder ve saf; ilim, irfan ve hikmet sahibi gençler yetiştirirsek bütün sorunların üstesinden Allah’ın izni ile gelebiliriz.

Eğitim sisteminin düzelmesi için;

-Değişen dünyada değişmeyen insan ilişkilerini yeniden inşa etmeliyiz.

-Ahlak, adalet, dürüstlük, sevgi, saygı gibi kavramları şahsımızda ve öğrencilerimizde müşahhaslaştırmalıyız.

-Özellikle ahlak bir bütündür parçalanmaz prensibi tüm eğitimi kuşatmalıdır.

-Eğitimin özelleşmesinden çok sivilleşmesini öncelemeliyiz.

-Öncelikle eğitim, devleti merkeze alan bir ideoloji aktarma ve yayma aracı olmaktan kurtarılmalıdır.

-Terör örgütlerinin ve nihilist öfkelerin nesnesi durumuna düşmüş genç kitlelere ulaşmalıyız. Bu hareketleri var eden garip gurabaya, varoşlara dönmeliyiz.

-Çocuklarımıza sosyal alanlar açan ve onları sosyal sorumluluk projeleriyle yetiştiren yeni eğitim mektepleri kurmalıyız.

-İHL projesinin içini doldurarak doğru ve sahih din bilgisine ve tasavvuruna sahip nesiller yetiştirmeliyiz.

-Sosyal, siyasi ve insanlık bilinci yüksek gençler yetiştirmeliyiz.

-Tarihini, coğrafyasını, tarihi misyonunu ve günün görevini bilen adanmış, davası olan bir nesil; kendini ümmetin birliğine ve ayağa kalkmasına adamış bir gençlik için çabalamalıyız.

-Öğretmenler olarak dokunmadık gönül ve tutulmadık el bırakmamalıyız.


Paylaş :


 

 

Diğer Haberler

Tüm Haberler »

 

Anketler

Anket 1

Web sayfamızın tasarımını nasıl buldunuz?

  • Gönder