http://images.socialpano.com/

Fetullah Gülen, kendini Batı’ya nasıl pazarladı?

Fetullah Gülen, kendisini Batı’ya ve Amerika’ya nasıl pazarladı? İşte bu sürecin adım adım öyküsü...27.07.2016 11:29

Fetullah Gülen’in ABD’de yayımlanan New York Times gazetesine yazdığı makalede, “Batılı demokrasilerin ılımlı Müslümanlara ihtiyaç duydukları bir dönemde, ‘hizmet’ içindeki ben ve arkadaşlarım Batı’nın yanında yer aldık” diye yazması şaşırtıcı değil. “Ilımlı İslâm” argümanı, kendisini Batı’ya ve Amerika’ya pazarlamasının en önemli aracı olmuştu. İşte bu sürecin adım adım öyküsü...

Fetullah Gülen’in 21 Mart 1999 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmesini Yazar Ali Bulaç “Din-Kent ve Cemaat - Fethullah Gülen Örneği” kitabında Gülen’in “ulusal” ölçekten “küresel” ölçeğe geçişi olarak yorumlamıştı.

Gerçekten de Gülen ABD’ye yerleşmesinin ardından özellikle Batı Dünyası’nda İslâm konusunda araştırmalar yapan tüm akademisyenlerin dikkatini çekmeyi başarmıştı. Hakkında Batı üniversitelerinde tezler, kitaplar yazıldı.

Fetullah Gülen’in Batı’nın özellikle de ABD’nin dikkatini çeken temasları 1990’ların ikinci yarısından itibaren başlamıştı. 1997 yılında kalp rahatsızlığı nedeniyle ABD’ye giden Gülen, tedavisinin ardından 11 Haziran 1997’de önemli Musevi örgütü olan Anti Defamation League (ADL) Başkanı Abraham Foxman ile görüştü. Bu görüşmeden üç ay sonra da ülkede Katoliklerin önde gelen liderlerinden Kardinal John O’Connor ile bir araya geldi.

Gülen, Türkiye’ye dönmesinin ardından da Türkiye’deki farklı dinlerin temsilcileri ile de sık sık bir araya geldi. Gülen’in asıl önemli hamlesi 9 Şubat 1998 günü Vatikan’da Katolik dünyanın lideri Papa 2. John Paul ile görüşmesi oldu. “Gülen ve çevresinin “Dinler arası Diyalog” diye adlandırdığı bu girişimler Batı medyasında hep yankı buldu. Sık sık kendisi ile mülakatlar yapıldı. Gülen için “İslâm’ın modern, ılımlı yüzü” başlıklı haberler yapılmaya, mülakatlar yayımlanmaya başladı.

11 Eylül Saldırıları Gülen’e Fırsat Penceresi Açtı

Türkiye’de 28 Şubat süreci sonrası başlatılan soruşturmayı haber alan Fetullah Gülen 1999’da tedavi olma gerekçesiyle ABD’ye gitti. Bir daha da dönmedi. Gülen, ABD’ye gittiğinde Küresel anlamda tanınırlığı vardı, ancak Gülen’in ABD yönetiminin, entelektüel çevrelerinin dikkatini çeken çıkışı 11 Eylül 2001’de ikiz kulelere yapılan saldırılar oldu.

Saldırıların hemen ardından Gülen gazetelere saldırıları kınayan ilanlar verdi, en önemlisi de El Kaide’nin İslâm anlayışını mahkûm eden açıklamalar yaptı. Saldırı sonrası dünya medyasına verdiği mülakatlarda da şiddeti reddeden “başka bir İslâm” olduğu mesajını verdi.

11 Eylül saldırıları kendi İslâm anlayışını küresel anlamda anlatması için Gülen’e büyük bir fırsat penceresi açtı. 1980’lerden bu yana bu Cemaati takip eden gazeteci Ruşen Çakır’a göre Gülen’in İslâmcılık anlayışı tarihten gelen İslâmcılık anlayışından farklıydı. Çakır bu anlayışı şu şeklide ifade ediyor:

Gülen, Tercihini Batı Dünyasından Yana Yapmış Birisi

“Fetullah Gülen’in duruşu bildiğimiz anlamda bir İslâmcı duruş değildi. İslâmcılık ilk ortaya çıktığı 19. yüzyıldan itibaren Batı’ya karşı bir tepki çıkışıdır. İslâm dünyasının geri kalmışlığından, sömürgeleştirilmesinden Batı dünyası sorumlu tutulur. İslâm dünyasının gelişmesinin kalkınmasının yolu olarak kendi içerisinde dayanışma ağlarını güçlenip gerçek İslâm’a dönerek bir güç oluşturup Batı’ya karşı bir meydan okuyuştur, İslâmcılık.

Türkiye’de Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Görüş hareketi bunu yapıyordu. Oysa Fethullah Gülen’in yaptığı farklı bir şey. Gülen, İslâm dünyasının içinde bulunduğu durumdan Batı’yı değil, o toplulukların kendisini sorumlu tutuyor ve o toplulukların iyileştirilmesi için Batı ile ittifakı önceliyor. Kendi içinden çıktığı toplumu ıslah etmek için Batı ile işbirliğine gidiyor.

Bu durumu, kendi toplumunu güçlendirip onunla dayanışma içerisinde Batı’ya meydan okuma yerine tam tersine Batı ile yan yana durup kendi toplumuna meydan okuma diye özetleyebiliriz. Bu çok ciddi duruş farkı nedeniyle Batılılar, Gülen Cemaati’ni tercih ediyorlar. Gülen Cemaati onlara diyor ki; ‘Siz bu işleri biliyorsunuz, bana yardımcı olun. Ben, İslâm dünyasının içindeki yanlışları, radikalizmi, terörizmi, geri kalmışlığı halledeyim.’ Gülen, tercihini İslâm dünyasından değil, Batı dünyasından yana yapmış birisi.”

11 Eylül’den Sonra ABD’de Kurumsallaştı

Fetullah Gülen ve çevresindekiler 11 Eylül saldırılarının ardından ABD’de kurumsallaşma yoluna gitti. Üniversitelerde parasal bağışlarla “Dinler Arası Diyalog” kürsüleri açıldı. Vakıflar, dernekler kuruldu. Hatta ABD’de İngilizce yayın yapan bir TV istasyonu kurdular. Bugün ABD’de “Turkic Amerikan Alliance” çatı örgütü altında ABD’nin farklı eyaletlerine yayılmış onlarca Gülen’e yakın dernek ve vakıf bulunuyor.

Fetullah Gülen, ABD’de iki defa sıkıntılı günler geçirdi. Bunlardan ilki 2006 yılında yaptığı kalış süresini uzatma çabası, diğeriyse kendisine yakın isimlerin kurduğu okullar hakkında 2014’de yürütülen FBI soruşturması.

19 Sayfalık Referans Mektubu

İlk sorunu aşması için ABD’de ona kefil olan ve oturma süresinin uzamasını sağlayan isimler Gülen’in ABD’de hangi kesimlerle iyi ilişkilere sahip olduğu konusunda ciddi ipuçları verdi. Gülen’in 2008’de tekrar oturum alma hakkını sağlayan isimler üç kategoride toplanıyordu.

İlk kategoride ABD’nin dış istihbarat kurumu CIA’da ve Dışişleri Bakanlığı’nda çalışan eski görevliler yer alıyordu. İkinci kategori, ABD’deki farklı dinlere mensup dini liderlerdi. Üçüncü kategoriyi ise ülkenin önde gelen akademisyenleri oluşturdu.

19 sayfalık referans mektubunda eski CIA yöneticisi Graham Fuller, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz ilk kategorideki en dikkat çeken iki isimdi. Bu isimlerin yanı sıra Floyd M. Schoenhals isimli Evanjelik Lutheran Klisesi Piskoposu ve ülkenin önde gelen İslâm araştırmaları profesörü John L. Esposito da Gülen’e kefil olan isimler arasındaydı.

Gülen’in 19 sayfalık “kefalet” mektubunda yukarıdaki kategorilere giren çok sayıda isim yer aldı. L. Esposito 2004’de Türk akademisyen Hakan Yavuz’la birlikte “Laik Devlet ve Fetullah Gülen Hareketi” ile 2014 yılında yine Türk akademisyen İhsan Yılmaz ile “Gülen Hareketi İnisiyatifleri İslâm ve Barış İnşası” kitaplarını yazdı.

Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Soli Özel’e göre Gülenciler, ABD’de kamuoyu oluşturmada çok etkililer. Özel bu etkiyi şöyle ifade ediyor: 

ABD Sistemine Zayıf Halkalardan Nüfuz Etmeyi Biliyorlar

“Fetullah Gülen’in 20 yıllık stratejisine bakmak gerekli. Gülenciler 1990’ların ortalarından itibaren farklı bir dil oluşturdular. İslâm’ın ılımlı yüzü, diyalog söylemi geliştirdiler. Fethullah Gülen, Papa ile buluştu. Bunlar tam Batılıların duymak, görmek istedikleri şeylerdi. Tabii Gülen Cemaati mensupları son derece eğitimli kişilerden oluşuyor, güçlü lobileri, örgütlenmeleri var.

ABD örneğine bakarsak; her ilde dernekleri var, etrafla ilişki halindeler. ABD sistemine en zayıf halkalarından nüfûz etmeyi biliyorlar. Mesela ABD Başkan adaylarından Hillary Clinton’un kampanyasına yüklü miktarda bağışlar yaptılar. Kampanya yürütücüleri arasında Cemaat’ten isimler olduğu söyleniyor. Bu da kamuoyu oluşturmada ne derece etkili olduklarını gösteriyor.”

Time, Gülen’i Dünyanın En Etkili 100 Kişisi Arasında Gösterdi

Gülen, ABD’deki “altın yıllarını” ikinci oturum izni aldıktan sonra yaşadı. 2008 yılında Gülen’e yakın “Türk Kültür Merkezi”nin düzenlediği yemeğe Eski ABD Başkanlarından Bill Clinton video konferans yoluyla katılarak katılımcılara, “Fetullah Gülen tarafından teşvik edilen hoşgörü ve dinler arası diyalog ideallerini yayılmasına katkıda bulunuyorsunuz” diyerek övgüler düzdü.

Aynı yıl ABD’den Foreign Policy dergisinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğu dünyanın ilk 100 entelektüeli listesine girdi. 2013 yılında da Time Dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisinden biri olarak gösterildi.

FBI Okullar Hakkında Soruşturma Açtı

Gülen için ABD’deki diğer sıkıntılı yıl ise 2014 oldu. ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), Gülen Grubu’nun kurduğu “Concept School” okullarına bir dizi baskın yaptı.

Baskınların gerekçesi okullarda görevlendirilen yabancı öğretmenlerin işe alınma süreçlerinin şeffaf olmaması, liyakata göre alım yapılmaması iddiasıydı. Bu okullar eyalet fonlarından yararlandığı için FBI bu alımları soruşturmaya başladı. FBI’nın başlattığı soruşturma henüz sonuçlanmadı.

Gülen’in Faaliyetleri ABD’nin Bilgisi ve Rızasına Sahiptir

Ruşen Çakır’a göre, ABD, Gülen’in Pensilvanya’da bir inziva hayatı sürmediğini, küresel bir hareket yürüttüğünü biliyor ve buna göz yumuyor. Çakır bu konuda şu tespitlerde bulunuyor:

“ABD’nin Fetullah Gülen’in Pensilvanya’da ikametine bunca zaman izin vermesi buranın sadece bir din adamının gönüllü sürgün yeri, bir inziva yeri olarak değil, küresel bir hareketin ana karargâhı olmasına izin vermesidir. Burasının sürekli ziyaretçileri var. Dünyanın dört bir yanından insanlar buraya geliyor.

FBI, burasının Gülen Hareketi’nin küresel ana karargâhı olduğunu biliyordur. 11 Eylül gibi bir olay yaşandıktan sonra dünyada ABD’nin Müslümanlara, İslâmcılara yönelik uygulamalarına baktığınız zaman Gülen’e sağlanan bu alan ABD’nin onun yaptıklarından şikayet etmiyor, hatta memnun oluyor anlamına rahatlıkla gelir.

Gülen’in küresel anlamdaki faaliyetleri ABD’nin bilgisi ve rızasına sahiptir. 15 Temmuz’u konuşmak için elimizde fazla bir bilgi yok, ama eğer bu darbe girişimi Gülen Hareketi’nin düzenlediği bir darbe ise -ki ben böyle olduğuna inanıyorum- bu darbeden Gülen’in haberi olmamış olamaz. Bu darbeyi Gülen Cemaati planladıysa bu darbenin esas planlandığı yer ABD’nin içindeki Pensilvanya’dır.”

İrfan Bozan / El Cezire Türk


Paylaş :


 

 

Diğer Haberler

Tüm Haberler »

 

Anketler

Anket 1

Web sayfamızın tasarımını nasıl buldunuz?

  • Gönder