http://images.socialpano.com/

Kur’an’ın Kendine Özgü Yapısı

Okurun, okuduğu metnin nasıl bir mahiyete, dile, üsluba ve yapıya sahip olduğunu bilmesi, metnin doğru ve sağlıklı anlaşılabilmesi için zorunludur. Mustafa Yıldız, “Kur’an’ın Kendine Özgü Yapısı”nı yazdı:6.09.2016 13:23

Kuşkusuz her metin için olmasa da bazı “özellikli” metinler için, okurun, o metin hakkında birtakım ön bilgilere sahip olmasında fayda vardır. Okuduğu metnin nasıl bir mahiyete, dile, üsluba ve yapıya sahip olduğunu bilmesi, metnin doğru ve sağlıklı anlaşılabilmesi için zorunludur. Bu bağlamda, Kur’an’ın mahiyeti, dili, üslubu ve yapısı ile ilgili bazı hususların belirtilmesinde fayda mülahaza ediyoruz.

Kur’an, insan ürünü olan herhangi bir metinden, orijini ve amacı itibarıyla tamamen farklıdır. O, Allah’ın kelamı olan bir metindir. Allah, Kur’an aracılığıyla beşere hitap etmiş, onunla konuşmuştur. Onun asıl amacı, insana, fıtraten sahip olduğu değerleri hatırlatmak, Allah’a karşı sorumluluklarının farkına vardırmak ve onu hidayete yöneltmektir.

0, ne bir felsefe, ne bir hukuk, ne bir tarih, ne bir astronomi ne de herhangi başka bir bilim dalına ait bir kitaptır. Her ne kadar Kur’an’da pek çok ilim dalını ilgilendiren birçok konu direkt ya da dolaylı olarak yer alsa da, Kur’an’ın bunlardan söz ediş amacı ve yöntemi o ilim dallarının amacı ve yönteminden bütünüyle farklıdır.

0, “insan olma”nın kitabıdır. 0, insanı dosdoğru yola ileten bir “rehber”dir. 0, “mutlak hakikat”tir. 0, “gerçeğin ta kendisi”dir. 0, insanlığın manevi hastalıkları için bir “şifa”dır. 0, “hayatın nuru”dur. O bir “kurtuluş kitabı”dır. Dolayısıyla onu başka bir amaçla okumak Kur’an’ın asıl amacını kavrayamamak anlamına gelir.

Kur’an, Allah’ın kelamı olması hasebiyle kutsal bir metindir. Bu yüzden, bize düşen onu kendi heva ve hevesimize, kendi arzularımıza uydurmak değil, ona uymak, kendimizi ona teslim etmek; elimizden geldiğince “Murad-ı İlahi”yi (Allah’ın kastettiği ve istediği şeyi) doğru anlamaya çalışmak ve gücümüz yettiğince “Murad-ı İlahi”ye uygun davranmaya gayret etmek olmalıdır.

Kur’an metni, bütünüyle kendine özgü özellikler taşıyan, tabiri caiz olursa “türünün tek örneği” sayılacak bir metindir. Kur’an metninin yapısı -ister şiir olsun isterse nesir- herhangi bir metinle ilgili sahip olduğumuz alışkanlıklarımıza ve algılarımıza ters düşer. Kur’an’ın kendine özgü bir tarzı, kendine özgü bir üslubu vardır. Metnin formu ne şiire ne de nesre benzer.

Kur’an’ın üslubu her ne kadar şiirsel bulunsa da, okunulan metnin bir şiir olmadığı hemencecik fark edilir. Aynı şekilde “giriş-gelişme-sonuç” şeklinde kurgulanan nesre de benzemez. Bu yüzden ne şiirin ne de nesrin kendine özgü kriterleriyle değerlendirilmemesi gerekir.

Kur’an’ın sure dizimi herhangi bir kitabın konularının sıralanışına benzemez. Her ne kadar müfessirler surelerin sıralanışı ile ilgili yer yer bir takım bağlar kurmaya çalışmışlarsa da, ortalama bir okur, ilk bakışta bu sıralamanın mantığını kavrayamaz. Çünkü bu onun, aşina olduğu telif (kitap yazım) metodolojisine aykırıdır. Her sureyi bir konu gibi görmek ister, ama okuduğu zaman böyle olmadığını görür. Surelerin diziminde mantıksal bir “peş peşe”lik arar, ama bulamaz.

Çoğunlukla herhangi bir konu bir yerde ele alınıp, anlatılıp bitirilmez; bazen bir konudan başka bir konuya geçilir. Bu durum, onu okuyan kimseye -sanki- daldan dala atlıyormuş hissi verir. Okuyucu bu geçişler esnasında anlam bağlantısı kurmakta zorlanır. Bu yüzden, Kur’an metninin düzeni, bu tarza aşina olmayan kimseler açısından yadırgatıcı, üslubu ise anlaşılmaz bulunur.

Kur’an sureleri, bildik anlamda bir konu değildir. Sure isimleri de konu başlıkları değildir. Bazen içerikle sure adı arasında -surede geçen herhangi bir harf yahut kelimenin dışında- hiçbir ilişki olmayabilir. Bazı surelerin tek bir konudan bahsettiği görülse de genellikle surelerin pek çoğunda birden çok konu yer alır. Bazen bu konular arasında bir bağ kurulamayabilir de...

Bunun sebebi, Kur’an’ın çok farklı zaman dilimlerinde, çok farklı olaylarla ilişkili olarak parça parça inmiş olması ve nüzul sırası gözetilmeksizin tertip edilmiş (bir araya getirilmiş) olmasıdır. Ayrıca, hitabî (sözel) bir metinde böylesi geçişgenliklerin olması yadırganmamalıdır. Birazcık dikkat edildiğinde -pek çok yerde- bunlar arasında güçlü bir bağ, bir bağlantı ve bir devamlılık olduğu fark edilebilir. Ancak, Kur’an’ın veciz üslubu ve Arap dilinin tabii özellikleri dolayısıyla bu bağlantı cümlelerle kurulmamış, okuyucunun kavrayışına bırakılmıştır.

Kur’an, “kitabî” (yazımsal) bir metin değil, “hitabî” (sözel) bir metindir. Kur’an, statik (ölü) bir metin değil, dinamik (canlı) bir metindir. Okur ile interaktif (karşılıklı) bir bağ kurar. Onun anlamını muhatabına açması için her şeyden önce okuyanın kalbini ona açması gerekir. Kur’an kendisine tevazu ile yaklaşana anlamını açar; kibirle yaklaşana kapatır. Okurun, Kur’an’a, kendisine ilimden az bir şey verildiği gerçeğini unutmadan, öğüt almak ve hidayete ermek amacıyla tevazu içerisinde yaklaşması gerekir. Onu, kendisine her tür anlamı dayatabileceği eli-kolu bağlı bir metin olarak görmemelidir. Onu anlamaya çalışırken, sürekli olarak “Rabbim, ilmimi artır” diye dua etmelidir.

Kur’an’ın yapısı ile onun muhatabı olan insanın doğası arasında şaşırtıcı bir benzerlik vardır. Nasıl ki insanın hisleri, duyguları, düşünceleri, hafızası olaylar karşısında mekanik davranmaz, anlık değişimler yaşarsa, aynı şekilde Kur’an’ın üslubunda da bu değişimi görürüz. Nasıl ki insan, herhangi bir olay karşısında herhangi bir duygusal tepki verirken aynı zamanda bazı akıl yürütmelerde bulunuyor; aynı anda geçmişe ilişkin bazı olayları hatırlıyor ve yine aynı anda gelecekle ilgili bazı düşünceler geçebiliyorsa zihninden veya hayalinden... İşte aynı şeyi Kur’an’ın üslubunda da görürüz.

Kur’an, anlatmak istediği konu ile ilgili bir yandan bizi düşündürürken, öte yandan hislerimizi ve duygularımızı harekete geçirir; bir anda bizi geçmişte dolaştırırken bir de bakarız ki, düşüncelerimizi veya hayalimizi geleceğe götürmüş. Bir anda korkuyla yüzleştirirken bir de bakmışız ki içimiz umut doluvermiş. Birden fırtınalı bir denizde korku ve dehşet içerisinde savrulurken, bir de bakmışız ki ruhumuz sakin bir limanda huzura kavuşmuş.

Kur’an, bazen burnumuzun direğini sızlatır, gözlerimizi yaşartırken, bazen sevince gark eder, gülümsetir bizi. Bazen heyecanlandırıp coşturur; bazen ise durup düşündürtür. Nasıl ki insanın bu duyguları yaşamasının mantıksal bir sıralaması yoksa bazen peş peşe, bazen iç içe yaşarsa bu duyguları; işte tıpkı Kur’an’ın üslubu da böyledir. Bunlar bazen peş peşe gelir; bazen ise iç içe... Ama her halükârda onun her kelimesi, her cümlesi insanın bir yanına (ya aklına ya kalbine ya da duyularına) denk düşer.

Kur’an’da birçok yerde benzer cümlelerin veya benzer konuların tekrar edildiği görülebilir. Normal şartlarda yazılı bir metin için bir zaaf gibi algılanabilecek olan bu durum sözel bir metinde hitaba güç katan unsurlardan biridir. Konuşma içerisinde bazı şeyleri pekiştirmek için tekrara başvurulabilir. Bazen ise tekrar gibi görülen şeyler geçtiği bir bağlam içerisinde farklı bir boyut, farklı bir anlam ve farklı bir vurgu kazanır. Yani, lafzın motamot tekrarı her zaman anlamın motamot tekrarı anlamına gelmez.

Elbette Kur’an’ın kendine özgü yapısı hakkında bilgi sahibi olmamız, tek başına onu anlayabilmemiz için yeterli değildir. Ama şu var ki, onun nasıl bir kitap olduğu hakkında bir ön bilgiye sahip olmamız onu daha doğru ve sağlıklı anlamamızı kolaylaştıracaktır.

Mustafa Yıldız


Paylaş :


 

 

Diğer Haberler

Tüm Haberler »

 

Anketler

Anket 1

Web sayfamızın tasarımını nasıl buldunuz?

  • Gönder