http://images.socialpano.com/

'Namaz, Nuh’un Gemisidir!'

Ramazan Kayan: Hayatımızdaki açıkları ve boşlukları namazla doldurmalıyız. Çünkü namaz; çağın tufanlarına, tuğyanlarına, isyanlarına karşı bugünün şartlarında Nuh’un gemisidir.22.09.2016 12:19

Namazı dosdoğru ikame edenler, namazı ayakta tutarlar… Namazın, bir süreklilik içerisinde devamlılığını sağlarlar…

Bir kişinin tek başına namaz kılıyor olması yetmiyor. Namazın toplumsallaşması da gerekiyor. Çünkü dinin dirilmesi, toplumun İslamlaşması, İslami bir kimliğin kabulü ve izharı namaz üzerinden gerçekleşiyor.

Allah, müminlerden bahsederken, “onlar namazı muhafaza ederler” diyor. Bu, şu demektir: Müminler, namazı yok etmeye çalışanlara karşı, yasaklamaya çalışanlara karşı namazın korunması için sorumluluk altına girerler, bunun da mücadelesini verirler demektir.

Müminler hem namazla cemaatleşerek, namazla kıyamı gerçekleştirerek belirgin vasıflarını ortaya koyarlar hem de rablerine karşı kulluk görevlerini yerine getirmiş olurlar.

İslam toplumunun ayakta kalması için, İslam toplumunun yozlaşmaması için, çürümemesi ve kokuşmaması için temel dinamiklerden birincisi namazla kıyam gerçekleştirmek, ikincisi ise Maide Suresi 8. ayette belirtildiği gibi adaletle kıyamı gerçekleştirmektir.

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun…” (Maide Suresi 8)

Maide Suresi 97. ayette de Kâbe ile gerçekleşecek olan kıyamdan; ümmetin kıyamından, hac kıyamından bahsediliyor.

Toplumsal ifsadın önüne geçmek, diri ve dinamik bir İslam cemaatini gerçekleştirmek, İslami sorumlulukları yılmadan, korkmadan, tökezlemeden yürütebilmek için kıyam ruhuna ve bilincine ihtiyacımız var.

Kıyam ruhunu sürekli besleyecek olan, ayakta tutacak olan namazdır, adalettir ve hacdır. Herhangi bir gaflet, cehalet, dalalet, kasvet, ağırlık, hantallık var ise namazla dirilmek gerekir. Namaz iklimine, namaz atmosferine giren mutlaka kendine gelecektir.

Kuşkuları, korkuları, kaygıları, tereddütleri, basit çıkar hesaplarını gündemimizden atmalıyız. Gündemimizde yalnızca Allah ve namaz olmalı… Bizi Allah’tan uzak düşürecek, Allah ile aramıza girecek tüm vasıtaları aradan çıkarmanın tek çözümü namazdır.

Efendimiz, gücü ve iradesi zayıfladığı anda güçler üstü güçle temasa geçiyordu, iradeler üstü iradeye yaslanıyordu. Çünkü kulun Allah’a en yakın olduğu an Allah ile temasta olduğu andı.

Allah rasulü ve sahabe, yorgunluğu, bitkinliği, sıkıntı ve stresi namazla üzerlerinden atarlardı. Onlar rahatlamayı sayfiye yerlerinde, soğuk su başlarında aramıyorlardı. Kavurucu çöl sıcağında ezanla, namazla, secdeyle dinleniyorlardı, diriliyorlardı. Ruhlarını bu şekilde dinlendiriyorlardı. Direnişi ancak bu şekilde sürdürebiliyorlardı.  

NAMAZ YOKSA, HAYATIN AYARI BOZULMUŞ DEMEKTİR

Allah’ın yardımına ulaşmanın şifresi namazdır. Hayatın ayarı namazdır. Eğer bir insanın yaşamında namaz yoksa, hayatın ayarı bozulmuş demektir. O insanda hayır yok demektir. O insan ne yaparsa yapsın mutlaka dağıtır, hayatı kontrolden çıkar.

Secde ile Allah’a yakınlaşmamız gerekiyor. Namaz üzerinde sabretmemiz gerekiyor.

“Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz), Allah'a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir.” (Bakara Suresi 45)

Bazı müfessirler, ayette geçen “sabır” kelimesinin özellikle namazda iken gösterilen sabır olduğuna dikkat çekiyorlar. Ayetin sonundaki ifadeler de zaten buna işaret ediyor.

Huşu yoksa o namaz insanlara çok ağır gelir. Koca bir yük olarak gözünde büyür. “Ben, beş vakit namazın altından nasıl kalkarım” demeye başlar. Allah’ın yardımına mazhar olabilmek için sabır ve namaz gerekiyor. Özellikle, namazda sabır gerekiyor... Namaz kılıyor olmak da yetmiyor. Huşu üzere bir namaz kılmak gerekiyor.

Ayette şöyle buyuruluyor: “Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler.” (Mü’minun Suresi 2)

Kurtuluşa eren müminlerin ilk özelliği, kıldıkları namazda huşu içinde olmalarıdır. Huşu; saygı dolu bir korku, yumuşama, derin bir saygı, Allah karşısında bir tevazu hali, alçakgönüllülüktür.

Dikkat edin, ne zaman namaza niyetlensek vesveseler, evhamlar, kuruntular, değişik hesaplar, endişeler aniden kalbimize ve zihnimize hücum eder. Şeytan, bizi, namazda rabbimizle başbaşa bırakmamak için alarm halindedir. Şeytan, namaz esnasında bütün askerlerine gerekli sinyalleri ve startları verir. Bu gibi durumlarda huşumuz, haşyetimiz bizi toparlayacak, bizi kendimize getirecektir.

Malum; namaz, diğer tüm ibadetlerin ortak paydasıdır. Tüm ibadetler namazda mündemiçtir. Aklımıza ne kadar ibadet gelirse gelsin, onun bir yansımasını mutlaka namazda görürüz.

Namazda, yiyip içebilir miyiz? Hayır! Demek ki, namaza durunca bir anlamda oruç da tutmuş oluyoruz. Namaz üzerinden rabbimize iltica ediyoruz. Namaz, aynı zamanda miracımız olmuş oluyor.

Namazdan koptuğunuz zaman, dinimizin direğini de tahrip etmiş oluyoruz. Bizi biz yapacak tüm özellikleri, vasıfları tersyüz etmiş oluyoruz. Allah ile birlikteliğin yolu namazdan geçiyor. Allah’ın yardımı ile buluşmanın yolu da yine namazdan geçiyor.

Hz. PEYGAMBER: NAMAZ GÖZ AYDINLIĞIM KILINDI

Allah rasulü (s.a.v), “Namaz; göz aydınlığım, göz nurum kılındı” buyuruyor.

O zaman, beş vakit namazı neden bu kadar gözümüzde büyütüyoruz? Oysa Allah rasulü, namaz vaktini dört gözle bekliyordu. Biz ise, nasıl üzerimizden atarız telaşıyla namaza yaklaşıyoruz.

Efendimiz, dünyadan göç edip gittiğinde namaza doymadan gitti. Son anındaki vasiyeti de namazla ilgiliydi.

Hz. Peygamber, “namaza dikkat ediniz, namaza dikkat ediniz, namaza dikkat ediniz” buyuruyordu.

Dolayısıyla bizim, İslami kimlik ve kişiliğimizi namazla tahkim etmemiz gerekiyor. Namazla sağlamlaşıp, namazla güzelleşmemiz gerekiyor. Unutmayalım ki, ümmetin kurtuluşu namazla olacaktır.

Namazı kılmak yetmez, önemli olan namazı korumaktır. Namaz kılan çok, ama namazı koruyan az. Namaza başlayabiliriz, ama önemli olan namazı sürdürebilmektir. Sürekli kılabilmektir.

İman edebiliriz, ancak önemli olan imanı koruyabilmektir. Dine girebiliriz, bu zor değildir. Dine girdikten sonra, istikameti sürdürebilmek zordur. Bu konuda İmam Ebu Hanife, “İmanı korumak, iman etmekten daha zordur” diyor.

Namaz kılmak kolaydır, namazı korumak zordur. Namaz kılarken namazımızı huşu ile korumuyorsak, geriye kültür-fizik kalır. Yani beden eğitimi…

Peki, namazı nasıl koruyacağız?

Namazı üstünkörü kılanlar, namazı geçiştirenler, namazı bir yük gibi görenler, namazı alışkanlık haline getirenler, namazı ibadetten çıkarıp âdet haline dönüştürenler namazı koruyamayanlardır.

Müminlerin en belirgin özelliği, namazlarını muhafaza etmeleridir. Müminlerin özelliklerinden iki husus dikkatimizi çekiyor: Huşu ve namazı muhafaza etmek…

Malum, Kur’an hafızı ülkemizde çok. Ama Kur’an muhafızı az. Kur’an’ın hafızı olmakla, muhafızı olmak farklı şeylerdir. Kur’an’ı hıfzetmekle, Kur’an’ı muhafaza etmek farklı şeylerdir.

Dişimizi sıkarsak iki yılda hafız olabiliriz. Ama ondan sonra muhafaza etmek zordur. Yani; yaşamda, pratikte Kur’an’ı korumak, Kur’an’la beraber olmak çok zordur.

Dini muhafaza etmek de aynı şekilde zordur. Her türlü baskıdan, saldırıdan, ifsattan, nifaktan, şerden, şerlilerden dini, kitabı, sünneti ve peygamberi korumak gerekiyor. Koruyacağız ki, korunalım… Biz namazı koruyacağız, kendisi için namaz kıldığınız Allah da bizi koruyacak...

NAMAZIN HATIRI TÜM HATIRLARDAN YÜCEDİR

Rasulullahın bir vakit ikindi namazına Yahudiler engel oldular… Peki, bizim kaçırdığımız namazlara kim ve ne engel oluyor? Mesaimiz mi, müşterimiz mi, seyrettiğimiz diziler mi, tuttuğumuz takımın maçı mı yoksa yazın sıcaklığı ve yorgunluğu mu?

Hayatımızdan, namaza engel olacak bahaneleri çıkarmamız gerekiyor. Bu engel eşimiz, evladımız, patronumuz, amirimiz, komşumuz, babamız olabilir… Engel her kim ve ne olursa olsun namazımızı korumalıyız. Namazın hatırı, tüm hatırlardan yücedir.

Hayatımızdaki açıkları ve boşlukları namazla doldurmalıyız. Çünkü namaz; çağın tufanlarına, tuğyanlarına, isyanlarına karşı bugünün şartlarında Nuh’un gemisidir. Namaz; çağın Fravunlarına, yılanlarına, çıyanlarına karşı Musa’nın asasıdır.

Hz. Muhammed için “kevser” ne ise bizim için “namaz” odur. Biz, namazın hakkını verdiğimiz zaman, Allah bize kevseri ikram edecektir. Dünyada iken kevserle buluşacağız demektir.

Dünyada son günüm ve son namazım bu namazdır bilinciyle divana durduğumuz zaman, o namaz bizim ilacımız olacaktır. Bizi, dünya sürgününden alıp esas yurdumuza, esas yuvamıza taşıyacak olan o namazdır. Bizi cennet yuvasına, Daru’s Selam yurduna taşıyacak olan işte o namazdır.

Her namazımızı son namazımız bilinciyle kılmamız gerekiyor. 


Paylaş :


 

 

Diğer Haberler

Tüm Haberler »

 

Anketler

Anket 1

Web sayfamızın tasarımını nasıl buldunuz?

  • Gönder