http://images.socialpano.com/

Kur’an’ı Anlamanın Önemine Dair

Prof. Abdurrahman Çetin: Kur’an’ı anlamak için önce onu okumak yahut dinlemek gerekir. Ancak bu okuma ve dinleme, gelişigüzel bir okuma ve dinleme değil; yavaş yavaş, dura dura, anlayarak, düşünerek okumak, ondan gerekli öğüt ve mesajı almaktır.27.09.2016 12:38

Prof. Abdurrahman Çetin’in “Kur’an’ı Anlamanın Önemi ve Bu Konudaki Çalışmalar” başlıklı uzun makalesini kısaltılarak, faydalı olması temennisiyle siz değerli takipçilerimizin istifadesine sunuyoruz.

Kur’an-ı Kerim’in, muhataplarından istediği ilk şey, onu okumaktır: “Yaratan Rabbinin adıyla oku.” (Alak Suresi 1) Çünkü Kur’an’ı anlamak için önce onu okumak yahut dinlemek gerekir: “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size rahmet edilsin.” (A’raf Suresi 204)

Ancak bu okuma ve dinleme, gelişigüzel bir okuma ve dinleme değil; yavaş yavaş, dura dura, anlayarak, düşünerek okumak ve ondan gerekli öğüt ve mesajı almaktır. Kur’an’ın okunmasında bu hususlara dikkat çeken birçok ayet vardır. Bu ayetlerden bir tanesi de şudur: “Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku.” (Müzzemmil Suresi 4)

Peygamberimiz (sav) Kur’an’ı düşünerek, yavaş yavaş, tane tane okurdu. Onun hanımlarından Ümmü Seleme validemiz, kendisine Peygamberimizin Kur’an okuyuş tarzı sorulduğunda, O’nun kıraatını harf harf, tane tane bir okuyuş olarak vasıflandırmıştır. Bir rivayette de, yine bu manada, “Peygamber (sav), kıraatını ayırırdı” demiştir.

Katâde, bu konuda şu haberi nakletmektedir: Enes b. Malik’e, “Peygamberimizin okuyuşu nasıldı?” diye sorulurdu. O da: “Onun kıraatı med’li idi (uzatılacak yerleri uzatırdı)” dedi ve sonra misal olarak Besmeleyi okuyarak: “Peygamber (sav) Bismillâh’ı uzatır, er-Rahmân’ı uzatır ve er-Rahîm’i uzatırdı” dedi. Şu halde Peygamberimizin kıraatı tertil üzere idi; yani ağır ağır, tane tane okuyuştu. Şüphesiz böyle bir okuyuş, Kur’an’ı hem doğru okumak, hem de anlamak için gereklidir.

Peygamberimiz, okuduğu ayetleri bazen birkaç defa tekrar eder, üzerinde uzun uzun düşünürdü. Hz. Peygamberin, Kur’an’ın dikkatle ve istekle okunması gereğini bildiren bir hadisinin anlamı şöyledir: “Kalpleriniz üzerinde birleştiği sürece Kur’an’ı okuyunuz; kalben ondan ayrılınca okumayı bırakınız.” Bu hadisten de anlaşılacağı üzere, Kur’an’ı kalp huzuru ve zihin uyanıklığı ile okumak gerekmektedir.

Hz. Aişe’ye, bazı kimselerin bir gecede iki veya üç hatim indirdikleri söylenince, Aişe validemiz onların bu davranışlarını beğenmemiş ve şöyle demiştir: “Onlar, Kur’an okudukları halde (gerçek anlamda) okumamışlardır. Benim, Allah’ın Elçisi ile beraber bütün gece uyanık bulunduğum olurdu. Ancak o, bir gecede Bakara, Al’i İmran ve Nisa Suresini okurdu. Müjde ayetine geldiği zaman dua edip dilekte bulunur; korku ayetlerine geldiği zaman da Allah’a iltica eder, O’na sığınırdı.” Demek ki Kur’an’ı anlayarak ve düşünerek okumak esastır; Peygamberimizin sünnetine uygun olan budur.

‘DÜŞÜNMEDEN YAPILAN KIRAATTA HAYIR YOKTUR’

Hz. Ali: “Anlamadan yapılan ibadette, düşünmeden yapılan kıraatta hayır yoktur” demiştir. Abdullah b. Abbas da: “Süratli okuyarak Kur’an’ı hatmetmektense, Bakara veya Al’i İmran gibi bir sureyi düşünerek, ağır ağır okumak benim için daha sevimlidir” demiştir.

Abdullah b. Mesud, kendi döneminde Kur’an öğrenenlerin, Kur’an’ı onar ayet onar ayet öğrendiklerini, bunları iyice anlayıp kavramadan ve uygulamadan diğerlerine geçmediklerini nakleder.

Tabiunun büyüklerinden olan ve kırk yıldan fazla Kur’an öğretmenliği yapan Ebu Abdurrahman es-Sülemi de şöyle demiştir: “Biz Kur’an’dan on ayet öğrenince, bunlardaki helal, haram, emir ve yasakları belleyip hazmetmeden, daha sonra gelen on ayete geçmezdik.” O, kendilerine Kur’an öğreten ashabın da böyle yaptıklarını söylediğini nakletmiştir.

Kur’an’ın ilk müfessiri, bizzat Kur’an’ın kendisidir. O, kapalı bıraktığı bazı yerleri, daha sonraki ayetleriyle açıklamıştır. Kur’an’ın tefsirinde, ilk başvurunun yine Kur’an’a yapılması, Kur’an’ın işaret ettiği bir husustur.

Sahabeden tefsirle ilgili nakledilen bilgiler de önemli bir yer teşkil eder. Bilhassa onların, ayetlerin ve surelerin nüzul sebepleri ile ilgili verdikleri bilgiler, Kur’an’ın yorumlanmasında bilinmesi gereken başlıca hususlardan birisidir. O halde gerek nüzul sebepleri, gerek dil ve gerekse din açısından, sahabenin Kur’an’ı nasıl anladıklarını bilmek gerekir.

Kur’an-ı Kerim’e yorum zenginliği kazandıran başlıca iki unsurdan birisi, Kur’an’ı inceleyen insan; diğeri de Kur’an’da bulunan bazı özelliklerdir. Her insanın sahip olduğu bilgi ve kültür düzeyi, kavrama ve muhakeme gücü farklı farklıdır. Dolayısıyla bunların Kur’an’ı anlayış ve yorumları da farklı olacaktır. Keza kişisel özellikleri, yaşadıkları dönem, bulundukları çevre ve yetişme tarzları da bu farklı anlayışın sebepleri arasındadır.

İnsanlar Kur’an’ı yorumlarken mensup oldukları mezhep ve mesleklerin de tesiri altında kalmışlardır. Bir sünni ile bir şiinin, bir filozof ile bir sufinin Kur’an’ı anlayışları farklı olduğu gibi, bir hukukçu ile bir filoloğun Kur’an’ı yorumlayışları da farklı olmuştur. Bazıları ilmi, edebi, felsefi açıdan, bazıları mezhebi açıdan, bazıları psikolojik, sosyolojik, ekonomik vb. açılardan Kur’an’a bakmışlardır. Böylece çeşitli tefsir ekolleri ortaya çıkmıştır.

KUR’AN’IN KENDİNE ÖZGÜ MUCİZEVİ YAPISI

Kur’an hem lafzı hem manası ile mucize kitaptır, benzerini meydana getirmek mümkün değildir. O, eşsiz üslubu ile en büyük şair ve edipleri, en meşhur hatipleri bile hayrete düşürmüştür. Kur’an’ın indirildiği yıllarda altın çağını yaşayan Arap edebiyatı ve onun mümessilleri, Kur’an’ın parlak ve erişilmez üslûbu karşısında susmaktan başka çare bulamamışlardır. Hatta cinler bile, “biz gerçekten hayranlık veren bir Kur’an dinledik...” (Cin Suresi 1) demekten kendilerini alıkoyamamışlardır.

Kur’an mûciz bir kitaptır; onda nâkıs ifadeler yahut lüzumsuz uzatma ve tekrarlar görülmez; hükümler, bilgiler, olaylar ve misaller yeteri kadar, özlü bir şekilde zikredilmiştir. Kur’an’ın kelimeleri, daha münasibi bulunmayacak şekilde seçilmiş ve manayı en güzel ifade eden bir tertip ile dizilmiştir. Onun üslubu, Arap dilinde alışılagelen üsluplardan hiçbirisine uymaz. Bir taraftan şiire benzer, fakat şiir değildir; vezinli ve kafiyeli olmadığı halde nesir de değildir.

Kur’an’ın terkibi; harflerin kelimelerde, kelimelerin cümlelerde, cümlelerin surelerde tertip tarzı, Arap belagatçılarının tanıdıkları, vücuda getirdikleri eserlere benzememektedir. Kur’an’ın kelimelerinde harflerin, cümlelerinde kelimelerin öyle bir ezgisi vardır ki, onların yalnız okunuşu kendilerine has bir ahenk ve makam vücuda getirir. Kur’an’ın nazmındaki bu musiki, İslamiyet’ten sonra yetişen yazarların lisani zevk musikisini terbiye etmiştir.

Kur’an’ın cümleleri ve bunların terkip tarzı da bir mucizedir. Kur’an’ın ifade ettiği manayı düşünürken, her lafzın nazma göre en güzel lafız olduğu görülür, aynı zamanda onun mana itibariyle en geniş, delâlet açısından en kuvvetli, vuzuh namına en muhkem ve belagat adına en bedi; bundan başka, ayetin müfredatına göre en münasip lafız olduğu görülür. Arap belağatının en güzel misalleri Kur’an’dadır.

Kur’an öyle bir üsluba sahiptir ki, onu okuyan herkes ondan faydalanır. En üst seviyedeki âlim ve mütefekkirden, en az okumuşuna; devlet başkanından sade vatandaşına kadar herkes, onda kendisiyle alakalı olanı bulur.

Şüphesiz Kur’an, “anlaşılır” bir kitaptır. Ancak herkesin onu “anlayış” seviyesi ve kapasitesi bir değildir. Bazıları bir ayetten “bir şey” anlar, bazıları “beş şey” anlar, bazıları daha fazlasını anlar. İşte değişik tefsir anlayışlarını doğuran amil, onun bu eşsiz üslubudur.

Kur’an’ın bir manaya delâlet eden ayetleri bulunduğu gibi, birden fazla anlama gelebilen lafızları da mevcuttur. Bu bazen lafzın kendi bünyesinden, bazen da manasından kaynaklanır.

Keza “zikr, dua, hüda, ruh, rahmet, hikmet, ecel, fitne, küfür...” vb. birçok kelimenin birkaç manaya gelmesi, kullanıldığı yere göre bunların hangi manaya gelebileceğinin tespitini gerekli kılmıştır.

Ayetlerin Mekke’de mi yoksa Medine’de mi inmiş olmalarının mümkün olduğu ölçüde tespit ve beyan edilmesi de Kur’an’ı doğru anlamayı sağlayacak vesilelerdendir.

Kur’an-ı Kerim’in bir kısım ayet ve sureleri, meydana gelen bazı olaylar veya sorulan suallere cevap olmak üzere indirilmiştir. Kur’an’daki ayet ve surelerin iniş sebeplerini bilmenin, onu anlamada büyük faydası vardır.

Prof. Abdurrahman Çetin


Paylaş :


 

 

Diğer Haberler

Tüm Haberler »

 

Anketler

Anket 1

Web sayfamızın tasarımını nasıl buldunuz?

  • Gönder