http://images.socialpano.com/

Hicri 1438 ve Yeniden Hicret Bilinci

Bugün hicri 1438 yılının ilk günü. Çölden doğan Hakikat Güneşi’nin yeryüzüne ışık saçtığı, insanlığın önünü açtığı hakikat medeniyeti yolculuğunun başlangıcı. Diriliş takvimimizin başlangıç noktası.2.10.2016 12:09

Müslüman, yalnızca Yüce Zât’ına teslim olduğu Rabb Teâlâ’nın insanlar için belirlediği zaman ölçüsüne (Bakara 189) göre hayatını düzenleyen, zaman/vakit bilincine sahip olan insandır. 

Müslüman, mümince “vakti kuşanan” insandır. Atasoy Müftüoğlu ağabeyin ifadesiyle; “Vakte girmek, vakte açılmak ve vaktin bilincini taşımak, ancak vaktin yegâne sahibini tanımakla mümkün.”

Müslüman, Ahmet Haşim’in ifadesiyle “Müslüman saati”nin (vaktinin) farkında olan; hayatının ritmini, vaktin sahibine ibadet etme ve özellikle de namaz kılma saatlerine göre ayarlayan kimsedir.

Bu saatin/zamanın ayları ve yılı hilâle göre ayarlanır. Ay’ın (kamerin) doğuş ve batışına tabi olan ay hesabına “kamerî aylar” denilir. Bu aylar 12 olup, sırasıyla şunlardır: Muharrem, Safer, Rebîülevvel, Rebîülahir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce. 

Hâlik-ı Zü’l-Celâl, ayların sayısının 12 olduğu hakkında şöyle buyurur: 

“Hakikatte ayların sayısı Allah katında, Allah’ın kitabında -ta gökler ve yeri yarattığı günden beri- on iki aydır. Onlardan dördü haram olanlardır. İşte bu, en doğru hesaptır...” (Tevbe 36) 

İdrak ettiğimiz ay; Müslüman saatine/zamanına göre kameri ayların birincisi Muharrem ayıdır.

Muharrem ayı, şu hadis-i şeriflere göre, Şehrullah yani “Allah’ın ayı”dır.Ramazan ayından sonra en faziletli oruç (ayı) şehrullah olan Muharrem ayıdır. Farz namazdan sonra en efdal namaz da gece namazıdır.” (Müslim, Sıyam 202; Ebu Davud, Savm 55; Tirmizi, Salat 324; Nesai, Kıyamu’l-Leyl 7)

1 Muharrem tarihi ise, Müslümanların Mekke’den Medine’ye hicretlerinin başlangıcıdır.

Müşriklerin zulümleri yüzünden Mekke’de Müslümanlar barınamaz hâle gelmişler; bu sebeple 2. Akabe Bîatında Hz. Peygamber (s.) ve Müslümanların Medine’ye hicretleri kararlaştırılmıştı. 2. Akabe Bîatı, Peygamberliğin 12. yılının son ayı olan Zilhicce’de yapılmıştı. 13. yılın ilk ayı Muharrem’de (Temmuz 622) Medine’ye hicret başladı. Mekke’den Medine’ye ilk hicret eden, Beni Mahzûm’dan Abdülesed oğlu Ebû Seleme(r.a.), en son hicret eden ise Rasûlullah (s.)’in amcası Abbâs’tır (r.a.).

Müslümanların, Peygamberimizin teşviki ile Allah rızası için her şeylerini Mekke’de bırakıp Medine’ye hicret etmeleri büyük sevap ve kahramanlıktır. Mekke’nin fethi ile “hicret” son bulmuştur.

Hicretle, Müslümanlar müşriklerin zulüm ve baskılarından kurtulmuşlar, devlet ve güç sahibi olmuşlar, Medine İslâm toplumunu kurmuşlar ve İslâm'ı çevreye hızla yayma imkânı bulmuşlardır. 

Hicret’in, böylesine önemli bir dönüm noktası olması sebebiyledir ki, olaydan 17 yıl sonra, Hz Ömer’in (r.a) hilâfeti sırasında, Rasûlüllah’ın (s.) hicret ettiği yılın 1 Muharrem’i olan 16 Temmuz 622 tarihi, Hicrî-Kamerî Takvim için “takvim başı” olarak kabul edilmiştir. Yani 1 Muharrem hicrî yılbaşıdır.

HİCRETİ NASIL ANLAMALIYIZ?

Peki, biz bugün, Müslümanlar olarak “hicret” vakıasını nasıl anlamalı ve bu çağa nasıl taşımalıyız?

Bu sorunun cevabını doğru olarak öğrenebilmek için önce şu iki hadis-i şerifi dikkatli okumalıyız: 

Hz. Âişe›den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s) şöyle buyurur:“Mekke fethinden sonra artık hicret yok; fakat cihad ve niyet vardır. Allah yolunda savaşa çağırıldığınız zaman hemen katılın." (Buhârî, Menâkıbü’l-Ensâr 45, Cihâd 1, 27, 184; Müslim, Hac 445, İmâret 85. Ayrıca bk. Tirmizî, Siyer 32; Nesâî, Bey`at 15)

İbn Abbas’tan (r.a) rivâyet edildiğine göre, Rasûlüllah (s), Mekke fethedildiği gün şöyle buyurur: “Mekke’nin fethedilmesinden sonra Mekke de İslâm ülkesi haline geldiğinden oradan başka yerlere hicret etmek yoktur. Fakat yeryüzünün her tarafını İslâmlaştırmak için cihad ve bu niyet üzere bulunmak vardır. Cihad için sefere çağrıldığınızda hemen seferber olun.” (Nesâî, Biat 11; Ebû Dâvud, Cihâd 2)

Demek ki, bugün “hicret”, Efendimizin buyurduğu üzere “yeryüzünün her tarafını İslamlaştırmak için cihad ve bu niyet üzere bulunmak” olarak anlaşılmalıdır ve bize düşen görev de, kendimizden ve kendi çevremizden başlayarak dünyanın her köşesini İslâmlaştırmak ve bu niyet üzere bulunmaktır. Kendimizden başlamayı vurgulamamın sebebi ise,“başkalarına iyiliği/erdemi emrederken kendinizi unutur musunuz?” (Bakara/44) âyeti gereği, önce kendimizi İslâmî erdemlerle donatma mecburiyetidir.

Kur’ân’ın “Kötü şeylerden hicret et!” (Müddessir 5) emri, Efendimizin (s) “Hicret nedir?” diye sorana “Kötülüklerden ve günahlardan kaçınmaktır” (Müsned 4/114; Nesâi, Zekât 49; İbn Mâce, Cihad 5),

“Hangi hicret daha üstündür?” sorusuna, “Rabbinin yapılmasını hoş görmeyip yasakladığı şeyleri bırakmandır.” (Nesâi, Biat 7/144) cevabını vermesi ve “Hakiki muhacir, Allah’ın yasakladığı şeylerden kaçıp onları terk (hicret) eden kimsedir” (Buhari, İman 9) buyurması da aynı hakikatin bir diğer boyutunu vurgular.

Öyleyse bugün için “hicret”; kendimizi ve başkalarını İslâmlaştırma cihad ve niyeti içinde olmak, ayrıca kötülükleri ve günahları terk etmektir.

Hicret bilinci” de sürekli bu gayret ve niyette olmaktır. 

Abdullah Yıldız / Yeni Akit

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

* Hicret, toprağı terk etmeden önce, bâtılı ve Allah’ın haramlarını terk etmektir. Düşünceleri, gelenekleri, zevkleri ve dost ortamını terk etmeden önce toprağı terk etmek zordur. Bunun için sevgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz: “Asıl Muhacir, Allah’ın yasakladıklarını terk edendir” buyurmuşlardır. Toprak hicreti, gerektiği zaman; şuur hicreti ise her zamandır.

* Muhacirler, her şeyden feragat edip Allah’a hicret ettiklerinde, onlara bağırlarını açan bir Ensar topluluğu bulmuşlardı. Ensar’ın fedakârlıkları olmasa, nereye ve kime gideceklerdi? O gün Yesrib’de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi karşılayanlar, sadece beş yüz kişi idiler. Ama sonraki milyarların özü ve temeli oldular. Muhacirler ve Ensar ses getiren sağ ve sol el gibi oldular. Hicrete kucak açan Ensar olmak, Muhacir olmak gibidir.

* Hicret, sadece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile ashabının uygulaması değildir. İbrahim, Yakub, Yusuf, Lut ve Musa aleyhimusselam da hicret etmişlerdir. Dünya ve onun üzerindeki hayatın gerçek çehresini kavrayan bütün müminler ya hicret etmişler ya da hicrete hazır yaşamışlardır.

* Hicret olayında Allah’a tevekkül, sebepleri kullanma, fedakârlık gibi kavramların en güzel örnekleri vardır. Resulullah aleyhisselam efendimizin hicret olayında uyguladığı planı oldukça hassas ve başarılı bir plandır. En son hicret eden olması, Hz. Ali radıyallahu anhı yatağına bırakması, güzergâh olarak Medine’ye ters bir yönü seçmesi, üç gün mağarada beklemeleri bu planın önemli noktalarındandır. Hz. Ali radıyallahu anhın mızrakların deleceğini bildiği bir yatağa yatması büyük bir fedakârlık örneğidir. Mağaranın deliğinden müşriklerin at nallarını gözlerken, canından çok yanındaki Peygamberini düşünen bir Ebu Bekir unutulur mu hiç? Davalar ancak, fedakâr mensuplarının omuzlarında yükselebilirler.

* Hicret olayı, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin kişiliğini tanımamıza yardım eden örneklerle doludur. Öldürülmesine karar verilen bir şehre sekiz yıl sonra fethin komutanı olarak girdiğinde, ölümüne karar verenleri bağışlaması, hatta onları koruması altına alması, darda ve bollukta aynı karakteri sergilemesi önemli bir derstir. Mekke’den çıkarken ve oraya girerken aynı itidali göstermiştir. Hezimeti de zaferi de aynı dengede karşılayabilenler hicret edebilenler olmuşlardır.

* İman ve sabrın nasıl iç içe iki kavram olduğu da hicret sayesinde bir kere daha anlaşılmıştır. Mekke’den giden Bilal ile Mekke’ye giren müezzin Bilal aynı Bilal’dir.

* Hicret, “Ben gidiyorum” diyerek başını alıp gitmek şeklinde pek de kolay olmadı. En yakınlarından vazgeçip gidenler, malını verip gidenler, can boğazda gidenler çoğunlukta idiler. Canlarını mallarını değil, imanlarını kurtarmak için hicret ettiler.

* Hicret olayında kadınların tavrı, daha sonraki asırlarda zafiyetlerin gerekçelerini açıklayan önemli bir belgedir. Kadınları da muhacir olabilen bir davanın kurabileceği çok Medine’ler vardır.

HİCRETİN KİMDEN YANA?

Kur’an’ı bir raf kitabı haline getirmek, ona hizmet yolunda bulunmamak… Hem Allah’a iman etmek hem de kâfirlerin gücünü ve hilesini daha büyük görmek… Mala esir olmak, doymaz bir iştahla yaşamak… Uykuya esir, midesine bağlı yaşamak… Randevuları yok saymak, zamanı en ucuz meta gibi kullanmak… Menfaat etrafında bir sıla-ı rahim gözetlemek… Çocukları ve aileyi çevreye, meçhul yönlere bırakmak… Ebeveynin hukukunu çiğnemek… Erteleyici, arkadaş seçmeyen, çevreye özenmeyen bir anlayış sahibi olmak… Önder ve örnek olarak âlimlerin ve zahitlerin dışında isimlere takılıp kalmak… İbadet ihmalkârı olmak… Gözü, kulağı ve eli haramdan korumamak.. Bulduğunu yiyen, haram ve helal ölçülerini işletmeyen bir mideyi doldurmak… Yalandan, gıybetten, iftiradan pay almak… Yalnız, cemaatsiz yaşamak…

Kur’an’a sığınmış, ona yapışmış bir yaşam… Allah’n gücüne ve hikmetine tam teslimiyet… Mal ve mülkü yeteri kadarı ile yettirmek… Uyku ve yemekler gibi tabii ihtiyaçlara boğulmadan yaşamak… Zamanı en değerli nimetlerden birisi olarak kullanmak… Sıla-ı rahimi Allah’ın emirlerinden biri olarak kollayıp gözetmek… Aile hukukunu ve çocukları ihmal etmemek, kadınları Allah’ın emanetleri olarak bilmek… Ebeveyni cennet veya cehennem olarak görmek… Tembellik ve kötü arkadaştan kaçmak… Âlimler, zahitler, salihlerle beraber olmaya çalışmak; onları korumak, onların izini sürmek… Başta namaz olmak üzere ibadetleri ve nafileleri ihmal etmemek… Harama bakmak ve haramla iç içe olmaktan kaçınmak… Yiyecek ve içeceklerde haramdan hatta şüpheden uzak durmak… Yalan, gıybet ve iftiradan arınmak… Sevmeye ve sevmemeye Allah’ın sevdikleri ve sevmedikleri diye kesin bir ölçü getirmek… Cemaat içinde ve çalışan birisi olarak yaşamak…

Nureddin Yıldız / Yeni Akit


Paylaş :


 

 

Diğer Haberler

Tüm Haberler »

 

Anketler

Anket 1

Web sayfamızın tasarımını nasıl buldunuz?

  • Gönder