http://images.socialpano.com/

Şehit Seyyid Kutub’un Düşünce, İman ve Cihad Hayatı

Prof. Hayrettin Karaman, Şehadetinin 50. yılında büyük aksiyon ve dava adamı şehit Seyyid Kutub’un düşünce dünyasını kaleme aldı.6.10.2016 11:06

Şehadetinin üzerinden elli yıl geçmiş bulunan Seyyid Kutub'un merhum Mevdûdî'den etkilenerek Müslümanları tekfir ve şiddeti teşvik ettiği iftirası uzun yıllar dillere dolanmıştır. Bu iftiraların gerçeklikle alakası olup olmadığını hem onun dilinden hem de onu en iyi tanıyan dostlarının değerlendirmesinden takip edeceğiz.


Önce Şehid'in hayat yolculuğunda uğrayıp geçtiği aşamaları özetleyelim:

Ebu'l-Hasen Nedvî'ye söylediğine göre Seyyid Kutub hayat yolculuğunu beş kısma ayırmıştı:

1. Köyde ve evinde İslam geleneğine göre geçirdiği çocukluk dönemi.

2. Kahire'ye intikali ve geçmişi ile bütün ilgisini kopardığı, din kültürü ve inancının buharlaştığı dönem.

3. Son sınırına kadar “dinde şüphe” dönemi.

4. Bir edebiyatçı olarak ve sırf edebi yönden incelemek üzere Kur'an'a yöneldiği dönem.

5. Kur'an'ın etkisiyle adım adım imana ve cihada geldiği dönem.

Şüpheden imana ve cihada yöneliş dönemlerini, gelişme ve değişme basamakları bakımından aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür (Bu sıralama Prof. Dr. Salah Abdulfettah el-Hâlidî'ye aittir. El-Halidî, Seyyid Kutub'un F'i Zılâli'l-Kur'an isimli tefsiri üzerine başarılı bir doktora tezi yazmış, tezin ilk baskısı üç cilt olarak 1985 yılında Cidde'de yapılmıştır.)

1. 1940'lı yılların ortalarında Kur'an-ı Kerim'i, san'at ve estetik bakımından incelemeye karar verdi ve bu dönemde iki kitap yazdı : et-Tasvîru'l-fennî fi'l-Kur'an, Meşâhidu'l-Kıyame fi'l-Kur'an.

2. 1940'lı yılların sonuna doğru Kur'an-ı Kerîm'i, yalnızca edebî sanatlar yönünden değil, muhteva yönünden de derinlemesine incelemeye ve ondan sosyal ıslahat ve dayanışmanın esaslarını çıkarmaya yöneldi. el-Adâletu'l- ictimâ'iyye fi'l-İslam isimli kitabı bu dönemin meyvesidir.

3. Amerika'dan dönmesi ve el-İhvan'l-muslimûn” cemaatine katılmasıyla başlayan ve 1954 yılında tutuklanmasına kadar devam eden zaman diliminde düzenli ve örgütlü olarak İslamî aksiyon dönemine girdi. Bu dönemde İslam'ı, düşünce, amel, iman, ahlak, kültür ve cihad olarak bütün şümulüyle kavradı ve özümsedi. Bu dönemin meyvesi üç kitabıdır: 1. Ma'reketu'l-İslam ve'r-re'smâliyye (İslam-Kapitalizm Çatışması), 2. es-Selamu'l-âlemiyyu ve'l-İslam (Dünya Barışı ve İslam), 3. Birinci baskısının birkaç parçası olmak üzere Fî Zılâli'l-Kur'an (Tefsir).

4. 1954 yılında tutuklanmasıyla başladığı kabul edilen cihad ve hareket dönemi. Bu dönemde “Câhiliyye” inanç ve kültürüne karşı savaş açtı. İslamî hareketin/cihadın yöntemini ve insanı Allah'a götüren yolun işaret taşlarını keşfetti. Bu dönemin ilk kitabı “Hâzâ'd-Dîn”, önemli kitabı Fî zılâli'l-Kur'an (öncekinin gözden geçirilmiş ve olgunlaştırılmış devamı), en olgunu da “Me'âlim fi't-Tarîk : Yoldaki İşaretler”dir…

Bu dönem 1953 yılında “el-İhvânu'l-muslimûn/Müslüman Kardeşler) teşkilatına katılmasıyla başlar ve şehadetine kadar devam eder. Bu dönem tefekkür, cihad ve hareket dönemidir. Bu dönemde “Câhiliyye” inanç ve kültürüne karşı savaş açtı. İslamî hareketin/cihadın yöntemini ve insanı Allah'a götüren yolun işaret taşlarını keşfetti. Bu dönemde Seyyid şu özellik ve faaliyetleriyle “çağdaş bir İslam önderi”dir: “İslam'ı farklı bir dil, ufuk ve şümul içinde açıklama, yeniden yaşanmaya başlayan İslam öncesi kültür (câhiliyye) ile mücadele ve çağdaş müslümanı bu temeller üzerinde inşa”.

Bu dönemin kitapları şunlardır: “Fî zılâli'l-Kur'an” (yeniden gözden geçirip tamamladığı baskısı), “Hâzâ'd-Dîn”, “el-Mustakbel li-hâzâ'd-dîn”, “el-İslam ve muşkilâtu'l-hadâra”, “Hasâisu't-tasavvuri'l-İslâmî” “Mukavvimâtu't-tasavvuri'l-İslâmî”, “Me'âlim fi't-Tarîk

Seyyid bundan önceki dönemleri, gelmek istediği yerin geçici konakları olarak değerlendirir ve bu son dönemin kendini tanıtan asıl fotoğrafı olmasını ister.

Onun ıslahat programında tekfir ve şiddet yoktur

Seyyid hapihanede ıslahat programına son şeklini verirken yanında İhvan'dan yalnızca iki kişi; Muhammed Yusuf Hevâş ve Muhammed Zühdî Selman kalmış, diğerleri başka cezaevlerine gönderilmişlerdi. İkincisinin bilgi ve tecrübesi sınırlı olduğu için Seyyid daha çok M. Yusuf ile hapishanede yedi yıl karşılıklı konuşarak, tartışarak hedef ve programını -raporunda açıkladığı üzere- şu şekilde oluşturdu (Bak. Limâ-zâ A'demûnî s. 26-29):

1. İslam'ın bugün karşı karşıya olduğu durum inanç, bilgisizlik, İslamî ahlak ve değerlerden uzaklık bakımından, ilk geldiği durum gibidir. İslam düzeni ve şeriatından uzaklaşma yanında bir menfi durum da gerçek İslam'a davetin karşısındaki haçlı ve siyonist sömürgeci teşkilatların kurduğu tuzaklar ve her vasıtayı kullanarak koydukları engellerdir.

2. Yerel islamî hareketler farkında olmadan yerel siyasi hareketler ve talepler ile meşgul oluyor, asıl hedefi ihmal ediyorlar. Yine bu yerel hareketler, halkın İslam inancından ne kadar uzaklaştıklarını görmezden gelerek hükümetlerden, İslam şeriat ve düzeninin uygulanmasını istiyorlar.

3. Bu durumda yapılacak şey işe tabandan başlamak, önce insanların kafa ve kalplerinde sahih İslam bilgi ve imanını ihya etmek ve bunu kabul eden insanları aynı çerçevede eğitmektir.

4. İktidarı ele geçirerek İslam düzenini topluma dayatmak yol değildir; önce insanlar eğitilecek, onlar sahih bir İslam bilgisi, imanı ve şuuruna kavuştuktan sonra kendileri İslam düzenine talip olacaklar ve işte o zaman düzen değişecektir.

5. Uzunca vadeli eğitim ve öğretim programı uygulanırken hareketin saldırılardan korunması, 1948 ve 1957 de İhvan'ın başına gelenlerin, keza Pakistan'daki Cemâat-i İslamiyye'ye yapılanların bir daha olmaması için hem İslam iman ve ahlakı hem de koruma/savunma vazifesi bakımından sahih ve yeterli eğitim almış fedailerden oluşan bir koruma birliğine/birliklerine ihtiyaç olacaktır. Bu birlikler, İslamî hareketin faaliyetlerine bir saldırı, bir engelleme teşebbüsü olmadığı sürece sakin duracak, günlük olaylara karışmayacaklardır. Saldırı olduğu takdirde de vazifeleri yalnızca savunma ve koruma olacak, bu sınırı aşmayacaktır.

6. İslam düzeninin uygulanması hedefi acil (hemen istenecek) bir hedef değildir; ne kadar zamana/süreye ihtiyaç varsa o kadar süre içinde öncelikle iman, şuur ve ahlak bakımlarından topluluğu sahih İslam'a taşıma faaliyeti yürütülecektir.

7. Programı yürütürken İhvan'ın şiddete ve günlük olaylara bulaşmaması, hükümetlerin mücadele hedefi haline gelmemesi için orduya veya yönetimin önemli kademelerine sızma ve yerleşme gibi bir talep ve teşebbüsleri olmamalıdır.

Seyyid ve arkadaşı bu düşünce ve kararda ittifak ettiler, sıra bunu İhvan'ın diğer hapishanelerde ve dışarıda bulunan üyelerine bildirmeye gelmiş oldu.

Seyyid hasta olduğu için Tura Hapishanesi'nin hastanesinde kalıyor ve oraya gelen İhvan mensuplarıyla kaçamak görüşmeler yaparak yeni karar ve programı onlara anlatıyor, düşünce ve programına üye kazanmaya çalışıyordu; bu işler 1962-64 yılları arasında oldu.

(Kısa süren serbestlik zamanında (1964 Mayıs'ından 1965 Ağustos'una kadar) ise açık temaslar ve konuşmalarla pek çok üyeyi ikna etti.)

Ama bu arada bazı üyeler Seyyid'in, Müslümanların durumunu değerlendirirken sarf ettiği sözlerin Müslümanları tekfir etmek anlamına geldiği kanaatine vararak ve bu ihya hareketinin yine kan akmasına (fitneye) sebep olacağını düşünerek ona muhalefet ettiler. Muhaliflerin şikayetleri o tarihte gizli olan merkeze iletildi, merkez uygun iki kişiyi (Abdulazîz Atıyye ve Ömer Telemsânî) Seyyid'e gönderek fikrini soruşturdu, Seyyid onlara açık ve kesin olarak “Müslümanları tekfir etmek gibi bir maksadının olmadığını” yalnızca sahih bir İslam bilgi, şuur ve imanına, bunun için insanların yeterli bir süre içinde eğitime tabi tutulmaları gerektiğine vurgu yapmak istediğini söyledi. Onlar da bu konuda ikna oldular.

Bu “tekfir” meselesi uzun zaman Seyyid'in aleyhinde kullanılmış, bu sebeple birçok üye (ve üye olmayan Müslümanlar) onun hakkında menfi düşünce ve kanaat sahibi olmuşlardır. Halbuki cezaevinde iken onunla bu konuyu görüşen ve daha sonraları İhvan'ın üç numaralı Mürşid'i (lideri) olan Ömer Telemsânî, “Zikriyyât lâ müzekkirât” isimli kitabında yer alan bir röportajında konuyu açıklamıştır (s. 280-281). Seyyid'in ifadelerine dayanan bu açıklamaya göre o hiçbir zaman -inançlarında arızalar olsa bile- müminleri tekfir etmemiş, içinde bulunduğu çok sıkıntılı şartlar ile ıslahat konusundaki hassasiyeti sebebiyle sert bir üslub kullanmış, bu da yanlış yorumlanmıştır.

Yeni Şafak


Paylaş :


 

 

Diğer Haberler

Tüm Haberler »

 

Anketler

Anket 1

Web sayfamızın tasarımını nasıl buldunuz?

  • Gönder