http://images.socialpano.com/

Vefatının 5. Yılında Gültekin Keleş’i Rahmetle Anıyoruz

Hayırlı işlerin uzmanı Erciş BAŞAKDER Başkanı Gültekin Keleş’i vefatının 5. yıldönümünde rahmetle anıyoruz.24.10.2016 12:20

Ekim 2011 tarihinde başta Van’ın Erciş ilçesi olmak üzere, bölgede 644 kişinin ölümüne neden olan 7.2 büyüklüğündeki depremin yıldönümünde gözyaşları yine dinmedi.

Erciş depreminde yakınlarını yitiren acılı aileler sevdiklerinin mezarları başında gözyaşı döküp, dua ettiler.

Anadolu Platformu üyesi Erciş BAŞAKDER Başkanı Gültekin Keleş’i 23 Ekim 2011 günü Türkiye saati ile 13.41’de meydana gelen bu depremde yitirdik.

Hayırlı işlerin uzmanı Gültekin Keleş’in vefatının üzerinden tam 5 yıl geçti.

Anadolu Platformu olarak, vefatının 5. yıldönümünde Gültekin Keleş’i rahmetle anıyoruz. Ruhu şâd olsun.

Gültekin Keleş’in anısına, eşi Gülistan Keleş’in ve yazar Fatih Pala’nın yazmış olduğu iki yazıyı istifadelerinize sunuyoruz.

 

Bir Şahidin Ardından / Gülistan Keleş

Sevgili Eşim Gültekin Keleş’in anısına…

Kadınlar için tarihler önemlidir. Özellikle yıl dönümleri. Evlilikler, doğum günleri, ailede yaşanmış önemli bir olay. Bunlar onun için hayatın düğüm noktalarıdır, bireyleri birbirine bağlar. Bu günlerde hatırlanmak ister ya da hatırlamak mutlu eder onları. Mutlaka kutlanması gerekmez, yüreğinin bir köşesinde dillenmesi bile hayatına anlam katar. Ama bazı yıldönümleri vardır ki yaşamınızda ne varsa güzele dair silip götürür. Diğer bütün özel günler de bu sele kapılıp gider. O zaman hafızanız silinsin istersiniz, çünkü bütün yıldönümleri acınızı katmerleştirecektir, artık iç yangınınızı arttıracak, yüreğinizi kanatacaktır. O heyecanla beklediğiniz Ramazan iftarları, bayramlar artık hüznün adı olacaktır.

23 Ekim size neyi ifade ediyor. Hanginizin doğum günü, hanginizin yıldönümü... Kaçınız anımsayınca yüzünüze tebessüm yayılıyor. Benim için mi? 23 Ekim diye bir tarih artık takvimde yer almasaydı çok isterdim. Çünkü o günün bana anımsattığı tek şey ölüm. Hani o çok edebiyatını yaptığımız, derslerde sohbetlerde dillendirdiğimiz, söylerken kolay, ama başımıza geldiğinde altüst olduğumuz ölüm... Belki şimdiye kadar pek çoğumuz bir yakınımızın ölümüne şahit olmadık. Ama ölen eşinizse, sabah sapasağlam gönderip biraz sonra acısıyla karşılaşıyorsanız ve üstelik üstünüze dört tane küçük çocuğun emanetini bırakıp gidiyorsa emin olun dayanılması çok zor, çok ağır.

23 Ekim tarihini hatırladınız mı? Erciş’te depremin olduğu günü... O gün benim için artık ölüm yıldönümü. Çünkü o gün sadece eşimi değil, arkadaşlarımı, komşularımı, dostlarımı da kaybettim. Yüzlerce çocuk yetim kaldı, sayısız ocak yıkıldı, evlere ateş düştü. Her yerde ölümün, acının, hüznün koktuğu gün gerçekten katlanası değildi. Geriye dönüp baktığımda nasıl dayandığımı, bir yılın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Ama biliyorum ki beni ayakta tutan dualardı. Ailemin, eşimin arkadaşlarının ve ailesinin, beni ve çocuklarımı yalnız bırakmayan destekleriydi. Bu Rabbimin bana olan lütfuydu.

Acıyla yoğrulmuş bir yıl geçti, bitmek bilmeyen geceler, uzadıkça uzayan gündüzler… Çocuklarımın emaneti ağırdı. Gün oldu çaresizliğim tavan yaptı, isyana düşmekten korktum. Ama yine çaresizliğimdi beni yeniden hayata bağlayan. Şimdi biliyorum ki o gün Gültekin’le beraber ben de öldüm, gömüldüm. Sağ kalan yaşayan tek yanım annelik... Elimde kalan tek şey ben gülünce gülen, ben ağlayınca ağlayan dört çift göz... Ahirette Gültekin’in karşısında başım dik durabilmek için emanetlerine sahip çıkmalıyım. Rabbimin rızasını kazanmalı, Tahrim suresi 6. ayet benim düsturum olmalı; “Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten kendinizi ve ailenizi koruyun.”

Deprem gününü birkaç dakika önce yaşamış gibi hatırlıyorum. Sanki az önce çıktı Gültekin evden. Hâlâ sesi kulağımda ve henüz evden çıkmış gibi sıcaklığı, nefesi evin içinde. Erciş’te bir dernek binasına acil bir şekilde ihtiyacımız vardı. Çorbada tuzumuz bulunsun misali bir kermes açtık. Güneşli bir gündü, yazdan kalan sıcak bir gün. Yılın bu mevsiminde pek de rastlanmazdı böyle bir havaya. Birkaç saat sonra güneşin kendini koyu bir karanlığa, kermes çadırımızın da deprem yardım çadırına döneceğini kim bilebilirdi ki…

Ben yolda yakalandım, İstanbul depremini de yaşayan biri olarak çok kişiye göre daha sakindim, olayın farkındaydım. Çocuklarım yanımdaydı, içim rahattı. Birkaç dakika sonra telefonlar gelmeye başladı, herkese söylediğim “biz iyiyiz, Gültekin de yanımda değil, ama o da iyidir” sözleriydi. Aksi bir ihtimal aklıma gelmediği için onu arama ihtiyacını dahi hissetmedim. Hem ben ona kızgındım, herkese yardıma koşacağına önce ailesiyle ilgilenmeliydi. Olayın ciddiyetini anladığımda artık çok geçti.

Telefonla ulaşılamıyor, ulaşılsa bile açılmıyordu. Enkazın başında beklerken hiç ümidimi kaybetmedim. Biliyordum, biraz sonra çıkaracaklar. Bu karışıklıkta çocukları nereye bıraktın diye kızacaktı. Olsun, kızsa da ben onun çıkarılmasını bekleyecektim. Cansız bedeni çıkartıldığında bunu anlamlandıramadım. Benim gözümde o dağ gibi dikti ve yıkılmazdı. Erciş’te ne gönülleri fethetmiş, ne enkazları kaldırmıştı. Böyle bir enkazın altından nasıl kalkamazdı.

Aradan geçen onca zamana rağmen hâlâ inanamıyorum. Sabah uyanıp da yanımda göremediğimde mutlaka Anadolu Platformu’nun bir faaliyeti için şehir dışındadır, ilk defa yalnız uyanmıyorum ya diye düşünüyorum. Uzun bir kâbus gördüm besbelli diye kendime telkinde bulunuyorum. Hele bir de rüyama girmişse, yanımdaymış gibi mutlulukla açıyorum gözlerimi. Yüreğim onun ölümünü hiçbir zaman kabullenmeyecek, hep umut edecek galiba. Ama aklım her sabah onu susturacak, gerçekleri haykıracak.

Vakitsiz gelse de bana Gültekin’in ölümü, güzel bir ölümdü. Rabbimin ona biçtiği ömür bu kadardı. Zaten ölen hangi sevdiğimize doyarız, hangisinin zamanı geldiğinde öldüğünü düşünürüz ki? Her ölüm iç yakar, yürek burkar şüphesiz. Ama bazıları vardır ki yaşayışları da güzeldir, ölümleri de... Hayatlarını Allah’ın şahitliğine adarlar, ölümlerini de… Son nefeslerini de bu minval üzere verirler. Allah Resulü’nün dediği gibi “Nasıl yaşıyorsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz”.

Benim gibi onu tanıyan herkes de buna şahitlik etti. Rabbim ondan emanetini güzel bir yerde, hayır üzereyken aldı. Bu, kaçımıza nasip olur bilinmez. Ölümünden sonra ne kadar sevildiğini sayıldığını görmek benim için teselli oldu. Onunla evli olduğum için, çocuklarının annesi olduğum için onur duydum, gururlandım ve çocuklarıma böyle bir babaya sahip oldukları için gıpta ile baktım.

12 yıllık birlikteliğimiz oldu, birlikte nice yılları geride bırakmak isterdim, ama Allah bize bir yol çizdi. Bu süre zarfında onun samimiyetine, insan severliğine, içtenliğine, özveriyle çalışmasına yakinen şahit oldum. Diliyorum ki, Rabbim onun şahitliğini güzel bir şekilde kabul etsin ve şehitlerle birlikte haşretsin.

Rabbim herkese hayır üzerine bir yaşam nasip etsin.

Ayaklarımızı İslam üzerine sabit kılsın.

Ölüm de onun için olsun.

Vesselam.

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Hayırlı İşlerin Uzmanı: Gültekin Keleş / Fatih Pala

23 Ekim 2011 tarihinde Van’ın Erciş ilçesinde vuku bulan bir deprem… Bu dehşet verici sarsıntı sonrasında asıl yurda yol alan insanlar…

Ve bu insanlar arasında, kendini Müslümanca bir ömrün müdavimi kılma erdemiyle yaşam sürdürürken depreme kurban giden bir güzel insan: Gültekin Keleş. Erciş’teki Başak-Der’in başkanı. Hayırlı işlerin uzmanı. Davasının yılmaz adamı. Güzel işler yapmanın ödünsüz maraton kahramanı…

Gültekin Keleş’in eşinden, kendisine dair aldığımız bilgilere göre, Mustafa İslamoğlu’nun kitaplarını çokça okumuş. Fizilal’il Kur’an en çok etkisinde kaldığı eser imiş. Ali Şeriati’yi de severek okurmuş. Ramazan Kayan’ın gerek kendisini gerek kitaplarını önemsermiş ve hep değer vermiş.

Vefatından önceki son günlerinde, derin devlet üzerine yazılmış eserlere dikkat kesilmiş. Ve ayrıca Ömer Karaoğlu ve Seyfullah, dinlemekten vazgeçmediği sanatçılarımızdan bazılarıymış.

Doğru olarak bildikleri üzerine korkusuzca yürüyen biriymiş ve hiç kimsenin dediklerine aldırmazmış. Kendisi Kürt olduğu halde, haklı kimse onun yanında olur ve kavmiyetçilik yapmazmış. Herkes tarafından çok iyi bilinen ve asla kimseyi incitmeyen, kırmayan bir kişiliğe sahipmiş.

İşyerinde patron konumunda olduğu halde, çalışanların hepsi ondan, davranışlarından memnun olurmuş, onlara haksızlık yapmazmış. Garipleri, mazlumları korur gözetir ve onlara maddi anlamda yardımcı olduğu halde, ailesinin bunlardan hiç haberi olmazmış. Söylemezmiş kimselere yaptığı hayırları, infakları; bilinmesini pek istemezmiş.

Az konuşur ve asla dedikodu yapmazmış. Ev sakinleri onu bazen suskun gördüklerinde “neden konuş muyorsun?” sorusunu yöneltirlermiş ve “ne konuşayım, yalan mı söyleyeyim, yoksa gıybet mi edeyim?” cevabını alırlarmış.

Gültekin Keleş’in, mülayim kişiliğiyle ve yumuşak ses tonuyla muhataplarını etkileyici özelliğe sahip olduğunu öğrendik. Müslümanca yaşama yolunda hep aktif olmanın derdini yaşayarak 39 yaşında, dört çocuk babasıyken ve en küçüğü de bir yaşındayken, Rabbine kanatlanan bu güzel Müslümanı rahmetle yâd ederken, ailesine de onun tuttuğu güzel yoldan ödünsüzce yürümeleri için selam iletiyoruz, sabırlar telkin ediyoruz.

Not: Fatih Pala’nın Dünya Bizim sitesindeki yazısı kısaltılarak iktibas edilmiştir. 


Paylaş :


 

 

Diğer Haberler

Tüm Haberler »

 

Anketler

Anket 1

Web sayfamızın tasarımını nasıl buldunuz?

  • Gönder