http://images.socialpano.com/

Ali Şeriati’nin Sosyal Teorisi

44 yaşındayken Londra’da katledilen Ali Şeriati, vefatından kırk yıl sonra da çağdaşımız ve yol arkadaşımız olmaya devam ediyor.20.06.2017 13:24

Bir sosyolog ve siyasi aktivist olan Ali Şeriati, 40 yıl önce bugün 44 yaşındayken Londra’da aramızdan ayrıldı. Şeriati, İran İslam Devrimi içindeki rolü kadar günümüz İslam düşüncesine ve eleştirel teoriye yaptığı katkıyla da öne çıkmaktadır. Onun sosyal teorisi, İslam düşüncesinin modern çağ içerisinde karşılaştığımız meseleler karşısında verebileceği cevapların kapsamını göstermesi açısından önem arz etmektedir.

1933’te Sebzivar’ın bir köyünde bir öğretmenin çocuğu olarak dünyaya gelen Şeriati, lisans eğitiminin ardından doktora eğitimi için Paris Sorbon Üniversitesi’ne gitti. 1964 yılında Sayfuddin’den “Belh’in Faziletleri Tarihi” isimli bir el yazmasının tahkikli neşrini yaparak Edebiyat alanında doktorasını bitirdi.

Doktorasının ardından ülkesine döndüğünde Paris’teki çalışmaları ve ilişkilerinden ötürü ülkeye ayak bastığı anda havaalanında Şah yönetimi tarafından tutuklanıp hapsedildi. Bu, onun sonraki yaşamının da rutin seyrinin bir başlangıcı oldu. 1965’te serbest kaldıktan sonra Meşhed Üniversitesi’nde ders vermeye başladı.

Üniversitede verdiği dersler kısa sürede ünlendi ve bu etkisi sebebiyle bu üniversiteden ayrılarak Tahran’daki Hüseyniye-i İrşad Enstitüsü’nde ders vermeye mecbur kaldı. Burada da büyük popülariteye ulaşmasından rahatsız olan rejim güçleri kendisine ve ailesine büyük bir baskı yapmaya başladılar. Akabinde hakkındaki suçlamalardan ötürü 18 ay hapiste yattıktan sonra Cezayir Dışişleri Bakanı Abdülaziz Buteflika’nın tavassutu ile 1975’te hapisten çıktı. Bu dönem onun hayatının en zor dönemidir.

Sürekli baskı ve tacizlerden yılan Şeriati, 1977’de İran’dan gizlice ayrılarak Londra’ya yerleşti. İki çocuğu ona katılırken karısının ve bir çocuğunun İran’dan çıkışı engellendi. Bir ay sonra 19 Haziran’da yeni kiralamış olduğu evin zemin katında ölü bulundu. Bazıları onun İngiliz istihbaratıyla işbirliği yapan İran istihbarat örgütü SAVAK tarafından öldürüldüğünü öne sürse de bu husus henüz yeterince açık değildir. Mezarı Şam’da, Hz. Zeyneb Türbesi’nde bulunmaktadır.

Şeriati’nin ilk gençliğinde anti-emperyalist fikirler çerçevesinde Marksist etkiler görülmektedir. Ayrıca Paris’teki doktora eğitimi sırasında da Marksizm, şarkiyatçılık, sosyoloji, varoluşçu felsefe ve Cezayir bağımsızlık savaşı üzerinden post-kolonyal düşünce ve özellikle Sartre, Gurvitch ve Fanon gibi değişik disiplin, isim ve düşüncelerle tanışmıştır. Bu tanışıklık ve etkiler onun sosyal meselelere bakışında önemli katkılar yapmıştır.

Şeriati, manevi bakımdan Mevlana’dan ve siyasi bakımdan İmam Humeyni’den ciddi bir biçimde etkilenmiştir. Öte yandan onun özellikle İslam düşüncesine yaklaşımında İkbal’in etkisi çok belirgindir. Bu etkilerle eserlerinde İslam düşüncesini modern koşullar çerçevesinde yeniden yorumlayarak yeni bir düşünce sistemi üretme çabası içinde olmuştur.

Modern dönemdeki ihyacı düşünürler arasında sayabileceğimiz Şeriati, bu bağlamda geleneksel Şii düşüncesine de kapsamlı eleştiriler yöneltmiştir. Bu eleştirilerinden ötürü günümüzde İran’da pek öne çıkarılmayan Şeriati’nin düşünceleri Türkiye’de de bir kuşak İslamcıların üzerinde önemli etkiler bırakmıştır. Dolayısıyla İran İslam Devrimi içindeki rolü dolayısıyla onun siyasi ve ideolojik yönü daha fazla öne çıkmaktadır.

Bu çerçevede Şeriati’ye karşı hep romantik bir ilginin olduğunu görmekteyiz. Şeriati’nin modernite eleştirisi ile başlayan ve İslam düşüncesinden beslenerek kâmil bir toplum fikrine erişen sosyal teorisi genellikle bu siyasal romantik ilginin gölgesinde kalmıştır. Hâlbuki Şeriati bir sosyal teorisyen olarak değerlendirilmeyi hak edecek nitelik ve derinlikte bir külliyat ortaya koymuştur.

Özgürlük ve Adalet: Toplumun iki ana ekseni

Şeriati’nin ana uğraşı toplumun kuruluşunu açıklayacak teoriler geliştirmektir. Şeriati, bunu yaparken işe modern toplum düşüncesinin tahrip ettiği ontolojik temelleri yeniden gündeme getirerek başlamaktadır. Akabinde buradan hareketle bir insan ve tarih görüşü inşa etmektedir. Onun insan görüşü, insanın cüzi iradeye sahip özgür bir varlık olduğu fikrine dayanmaktadır.

Şeriati, insanın (özgür bir varlık olarak) tarihi inşa etme kapasitesine ve sorumluluğuna sahip bir varlık olduğu fikrini temele alarak bir tarih teorisi kurmaktadır. Onun tarih teorisi, Hegel’inki gibi kaderci, Marx’ınki gibi determinist, Comte’unki gibi salt insan merkezli veya Spengler’inki gibi muğlak döngüsel değildir.

Şeriati, tarih görüşünü insanın Tanrı ile temasını sağlayan peygamberleri eksene alarak geliştirmiştir. Bu görüşte irade sahibi, özgür ama bir başına bırakılmamış bir varlık olarak insanın kurduğu bir tarih ve toplum söz konusudur. Bu teoride insanlar ve toplumlar arası münasebetler inşa edici bir kategori olarak sorumluluk ahlakının etrafında şekillenmektedir. Böylece Şeriati özgün bir tarih ve toplum görüşüne sahip bir sosyal teorisyen olarak karşımıza çıkmaktadır.

Şeriati temelde bir modern toplum eleştirisi olarak okunabilecek düşünsel macerası boyunca hep esasa dair eleştirileri ortaya koymayı bir vazife bilmiştir. Bu sebeple eleştirilerini gündelik hadiselerden ziyade bu hadiselerin arka planını teşkil eden görüşlere yoğunlaştırmıştır. Bu yönüyle Şeriati’nin çağdaş düşünceye çok önemli katkıları söz konusudur.

Her şeyden evvel O, İslam düşüncesinin sadece Müslümanları ilgilendiren partiküler ve tarihsel bir düşünce olmadığını, aksine günümüz toplumlarının yaşadığı temel sorunlara çözümler üretmede halen geçerli, alternatif ve canlı bir düşünsel sistem olduğunu ortaya koymaya çabalamıştır. Onun hem tutucu gelenekçilerle hem de Batıcı modernleşmecilerle karşı karşıya getiren, dolayısıyla her ikisinin de eleştirilerine maruz kılan bu tavrı iki uç arasındaki vasatı temsil etmektedir.

Şeriati, İslam düşüncesini yeniden evrensel bir sistem haline getirmede önemli roller üstlenmiştir. Şeriati özellikle Medeniyet Tarihi isimli eseriyle medeniyet krizlerinin aşılabilmesi için Batı düşüncesinin sınırlarını aşmak gerektiğini ortaya koymuştur. Onun İslam düşüncesine yaslanarak geliştirdiği çerçeveler, modern krizlerin karşı bir tahakküm üretmeksizin aşılabilmesi için önemlidir. Bugün Şeriati’nin kaldığı yerden devam etmek isteyen birisinin, evvela İslam düşünce birikimine onun yüklediği anlam ve misyonu takdir etmesi gerekir.

Şeriati’nin bu temeller üzerinde şekillenen sosyal teorisi, bugün çokça bilinen ve okunan çağdaşı teorisyenleri aşacak bir derinliktedir. Şeriati’nin sosyal teorisi biri dikey diğeri de yatay olmak üzere iki ana eksen etrafında meydana çıkmıştır: Dikey eksende insan-tanrı ilişkisinin yeniden ele alınmasıyla ortaya çıkacak özgürlük; yatay eksende ise insan-toplum ve tabiat arasındaki ilişkiyi yeniden formüle edecek adalet bulunmaktadır. Birinci eksen bireyin inşasını içerirken ikinci eksen toplumun inşasını kapsamaktadır. Bu iki eksenin birlikte işlemesi, adil ve hakkaniyetli bir toplumun ortaya çıkmasına temel teşkil edecektir.

Şeriati, insanın Tanrı ile kopan ilişkisinin tamir edilmesinin onu özgürleştireceğini düşünmektedir. Onun modern topluma yönelik eleştirisinin merkezî noktası modern insanın Tanrı’yla olan sorunlu ilişkisidir. Ona göre bu ilişkinin sorunlu olması insanın tabiat ve toplum ile ilişkisini de sorunlu hale getirmektedir. İnsan, Tanrı ile olan ilişkisi kesildiğinde tabiatı da tahripkâr bir şekilde kontrol etmeye başlamakta ve bu zulüm ekseni etrafında bir toplumu oluşturmaktadır.

Bu çerçevede, Şeriati, toplumlar ve insanlar arasındaki yatay eksende hegemonyadan kurtulmak için Tanrı ile insan arasındaki ilişkiyi dikey eksende yeniden gözden geçirme teklifinde bulunur. Böylece Şeriati, modern krizlerin üstesinden gelmek için Batı düşüncesinin sınırlarının ötesine geçerek Batılı ilerlemeci ve insan merkezci tarih fikri karşısında Tanrı ile bağlantılı bir insanlık fikrini geliştirmeye çalışmaktadır

Onun hem makro hem de mikro düzeyde çağdaş dünyada gözlemlediği yapısal ve süregiden adaletsizlikleri eleştirerek geliştirmeye çalıştığı toplum teorisi, adalet ekseninde tahakkümü ve eşitsizliği dışlayan bir sistem öngörmektedir. Ona göre adalet çoğu kez eşitlik anlamına gelmektedir; en azından adaletin olduğu bir dünyada eşitsizlik esas değildir. İnsan olmak bakımından tüm insanlar eşittir ve adalet mesajı İslam’ın onlara en doğrudan hitabını ihtiva etmektedir.

Yeryüzünde adaleti tesis etmek üzere gönderilen İslam bunu evvela peygamberler eliyle, nihayetinde ise halife olan insanın ahlaki yükümlülüğü aracılığıyla gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Bu anlamda uyumlu, adil, hakkaniyetli, eşitlikçi ve tahakkümsüz bir toplum için dikey eksen (özgürlük) ile yatay eksenin (adalet) çakışması gerekir. İnsanın özgürlüğü adaleti tesis etme misyonunu besleyen bir çerçeve oluşturur. Çölde şehit olan Hüseyin insani tahakküme boyun eğmeyen hem bireysel özgürlüğü hem de toplumun yeniden inşasını mümkün kılacak adalet arayışını temsil eden kâmil bir örnektir. Özgürlüğün ve adaletin her düzeyde örselendiği günümüzde Şeriati’nin bu sosyal teorisinin yorumlanması ve geliştirilmesinin önemi aşikârdır.

Şeriati’den sonra…

Bütün bu derinlik ve pırıltısına karşın onun eserlerinde zaman zaman teorik bütünlüğü zedeleyen çeşitli unsurların olduğu da not edilmelidir. Özellikle cevap vermeye çalıştığı modern düşünce hakkındaki bilgilerinin ve dünyanın mevcut problemlerinin tanımlanması ile ilgili fikirlerinin modern kaynakları zaman zaman onun düşünsel bütünlüğünü kaybetmesine neden olabilmektedir.

Şeriati bu bağlamda Marksizm ve varoluşçuluktan çok ciddi bir biçimde etkilenmiş bir düşünür olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle dünya siyasetinin iki kutuplu yapısı, sömürgeci tahakküme karşı çıkış onu çeşitli biçimlerde bu fikirlere yaklaştırmaktadır. Okuyucuları ve takipçilerinin onun düşüncesindeki bu siyasi kısımları, teorik görüşlerinden daha fazla gündeme getirmiş olmaları da bu bütünlük sorununu daha fazla artırmaktadır.

Ancak, bütün bu sorunlara rağmen bugün, Ali Şeriati, insanlığın yaşadığı bunalımlara ilişkin çok derin bir yaklaşımı bulunan öncü bir entelektüel olarak önümüzde durmaktadır. O, bir sosyal teorisyen olarak çağdaş düşünceye birçok önemli katkıda bulunmuştur. Her şeyden önce İslam düşüncesinin sadece Müslümanları ilgilendiren partiküler tarihsel bir düşünce sistemi olmadığını, aksine bugün yaşanan temel sorunlara çözüm bulmada geçerli, evrensel, alternatif ve canlı bir sistem olduğunu ortaya koymuştur. Şeriati, İslam düşüncesinin evrensel bir sisteme dönüştürülmesinde çok önemli roller üstlenmiştir.

Muhammed İkbal, Frantz Fanon, Malik Bin Nebi, Seyyid Kutub ve Aliya İzzetbegoviç gibi düşünürlerle benzer meseleleri ele alan ve aynı duyarlılığı çoğaltan Şeriati’nin sosyal teorisinin bugün bu bağlamda yeniden ele alınması ve yorumlanması gerekmektedir. “Ben rahatları rahatsız etmek için geldim” diyen Şeriati, vefatından kırk yıl sonra da çağdaşımız ve yol arkadaşımız olmaya devam ediyor.

Lütfi Sunar / Dünya Bizim


Paylaş :


 

 

Diğer Haberler

Tüm Haberler »

 

Anketler

Anket 1

Web sayfamızın tasarımını nasıl buldunuz?

  • Gönder