http://images.socialpano.com/

Çanakkale savaşı 100. yılında

Osmanlı ordusunun Britanya, Kanada, Fransa ve Anzak güçlerine karşı kazandığı Çanakkale Deniz zaferi bugün 100. yılına girdi...18.03.2015 12:30
Çanakkale’de bundan 100 yıl önce Osmanlı İmparatorluğu, Britanya, Kanada, Fransa ve Anzak (Avustralya ve Yeni Zelanda orduları) güçlerine karşı savaştı.
 
İşte Tarihçi Yazar Özhazar'ın yüreklere dokunan Çanakkale yazısı...
 
"Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesiyle birlikte savaşın gidişatı ve dengesi değişmiş ve tüm Osmanlı toprakları üzerinde yeni cepheler açılmıştı. Artık Dünya Savaşı’nın en kanlı çarpışmaları Osmanlı toprakları üzerinde yaşanıyordu. Türkiye tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan Çanakkale Zaferi’nin 100. yıl dönümünü geride bıraktık.
 
Çanakkale savaşından önce yaşanan tarihi ortamı mercek altına almak olayın daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır.
 
1750-1830 yılları arasında İngiltere’de ortaya çıkan “Sanayi Devrimi” sonrasında gelişmiş Avrupalı devletler, büyük bir sömürge yarışına girerek dünyanın tüm maddi kaynaklarını ele geçirmeye başladılar. Önlerine çıkan her gücü yerle bir etme konusunda kararlıydılar. Bu süreç aynı zamanda büyük devletlerarasında bir bloklaşmaya da sebep olmuş, büyük devletler İtilaf (Anlaşma) Devletleri ve İttifak (Birleşme) Devletleri olarak ikiye bölünmüşlerdi. Bu bölünme, silahlanma yarışını da başlatmış ve küçük bir kıvılcım olan Avusturya-Macaristan Arşidükü Ferdinand’ın bir Sırp tarafından Bosna’da suikaste uğraması bombanın piminin çekilmesine yetmişti. 29 Haziran 1914’te yaşanan bu olay, çok kısa bir sürede bütün dünyayı alev alev sarmıştı. Zaten toprakları büyük devletler tarafından gizli antlaşmalarla paylaşılmış olan Osmanlı Devleti de kendisini bir anda bu yangının içinde bulmuştu.
 
Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesiyle birlikte savaşın gidişatı ve dengesi değişmiş ve tüm Osmanlı toprakları üzerinde yeni cepheler açılmıştı. Artık Dünya Savaşı’nın en kanlı çarpışmaları Osmanlı toprakları üzerinde yaşanıyordu. Kafkasya, Irak, Süveyş, Hicaz, Yemen, Filistin, Suriye Cepheleri’nde Osmanlı askerleri İtilaf Devletleri’ne karşı savaşıyordu.
 
İngiltere ve Fransa, zor durumda olan Çarlık Rusya’sına yardım etmek, İstanbul’u ve boğazları ele geçirerek, Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmak, Trakya’da yeni bir cephe açarak Osmanlı-Alman irtibatını kesmek, Balkanları kontrol altına almak ve Batı Cephesi’ndeki yüklerini hafifletmek için sömürgelerinden topladıkları yüz binlerce askerle Çanakkale’ye saldırdılar.
 
Savaşın çok kısa bir zamanda sona ereceğini, İstanbul’un düşeceğini ve Osmanlı Devleti’ni tarihe gömeceklerini düşünüyorlardı. Çünkü onlarca yıldır savaşlarda bitip tükenmiş, en son Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nda çok büyük kayıplar yaşamış olan Osmanlı Devleti’ni saf dışı etmenin çok zor olmadığını düşünüyorlardı. Osmanlı onlara göre çantada keklikti. Hedefe ulaşmak çok zor da görünmüyordu.
 
Fakat İtilaf Devletleri’nin hesabı tutmamış, aylarca süren deniz savaşlarına rağmen Çanakkale’yi geçememişlerdi. Çanakkale’yi mutlaka geçmek isteyen İtilaf Devletleri, bu kez karadan Çanakkale’yi geçmeyi denediler. Aylarca süren kara savaşlarında da amaçlarına ulaşamayan İtilaf Devletleri yenilgiyi kabul ederek, Çanakkale cephesinden çekildiler.
 
İtilaf Devletleri kuvvetleri başkomutanı General Hamilton, yaşadığı bu büyük yenilgi karşısında hayretlerini gizleyemez ve şunları söyler: ‘’İnsan ruhunu yenmek mümkün olmuyor. Dünyada hiçbir ordu, bu kadar uzun süre ayakta kalamaz. Aylardan beri gece gündüz Türk mevzilerini bombaladığımız halde netice alamıyoruz. Türkleri koruyan Allahlarından ayırmak için başka ne yapabiliriz?”
 
Peki, Çanakkale Cephesi’nin bu şekilde kapanması ne anlama geliyordu? Öncelikle Çarlık Rusya’sına yardım götürülemediği için Rusya’daki ihtilal başarıya ulaştı ve Çarlık Rusya’sı tarihe gömüldü. Yerine Sovyet Rusya kuruldu. Savaşı planlayanlar 1915 yılının sonunda savaşı bitirmeyi hedeflemiş, ona göre planlama yapmışlardı. Hâlbuki savaş, Çanakkale Cephesi’nden dolayı 1918’e kadar uzadı ve dünyanın birçok bölgesine savaş yayıldı. Yeni yeni devletler savaşa dâhil oldu. Dünyanın en güçlü iki devleti olan İngiltere ve Fransa, tüm sömürgelerinin desteğini alarak “Hasta Adam” olarak gördükleri Osmanlı Devleti karşısında tarihlerinin en hazin yenilgilerinden birini almış ve ciddi itibar kayıpları yaşamışlardı.
 
Bu savaş, aynı zamanda İngiltere’nin ciddi ekonomik kayıplar ve krizler yaşamasına da neden olmuştu. Bu cephede yaşanan savaşlar ayrıca tüm mazlum ve sömürge durumunda olan milletler için de umut ışığı olmuştu. Sonuçları itibariyle evrensel etkiler yaratan bu savaşta yarım milyon insan hayatını kaybetmişti. Bunların 252 bini Osmanlı askeriydi, İtilaf askerlerin önemli bir kısmı ise Anzaklardan ve Müslüman coğrafyadan toplanan insanlardan oluşuyordu.
 
Tarihte eşine az rastlanır bir direniş ortaya koyan ecdadımız dönemin düvel-i muazzaması karşısında 252 bin şehit vermesine rağmen “Çanakkale Geçilmez” demiş ve Çanakkale’nin geçilemeyeceğini kanıtlamıştı.
 
Çanakkale’deki akıllara durgunluk veren direniş sadece bizim bağımsızlığımızın sembolü olarak kalmamış, birçok mazlum milletin de bağımsızlık ateşini tutuşturmuştu. Çünkü Çanakkale, inancın ve azmin neler başarabileceğini açıkça ortaya koymuştu.
 
Bugünkü durumumuzu borçlu olduğumuz ecdadımıza minnettarlığımızı ifade etmek için kelimeler yetersiz. Bizlerin, bugün şehitlerimizin aziz ruhuna sahip çıkmamız, emanetlerini en iyi şekilde yarınlara taşımamız gerekmektedir.
 
Çanakkale, aslında sadece Çanakkale değildir. Çanakkale şehitlerini hatırlamak, ecdadımızın ruhuyla konuşmaktır. Çanakkale bizi millet yapan en açık sembollerden biridir. Milletin ne olduğunu anlamak için Şehitlikte birazcık gezmek, şehitlerin hangi memleketlerden olduğuna bakmak yeterli. Çanakkale’de verilen direniş, yepyeni bir milletin doğuşunu müjdelemiştir. Bugün de bu milletin yeniden doğuşunu sağlayacak kafi miktarda potansiyele sahiptir. Ne yazık ki henüz Çanakkale ruhunu yeterince anlayamadık. Bu aziz insanların mirasına karşı görevimizi tam olarak yerine getiremedik.
 
Hâlbuki Çanakkale bize millet olmanın ve kardeşliğin ne olduğunu ortaya koymuştu. Bakınız, Çanakkale şehitleri arasında Edirne’den Kars’a, Urfa’dan Kırklareli’ne, Muğla’dan Van’a bu vatanın her bölgesinin evlatları var. Evet ama onlar kadar Trablusgarp’tan, Cezayir’den, Şam’dan, Bağdat’tan, İşkodra’dan, Üsküp’ten, Silistre’den, Bakü’den gelenler de Anadolu fidanları gibi Çanakkale’de toprağa düşmüşlerdi… İslam dünyasının dört bir yanından gelen yiğit gençler, medrese öğrencileri, yedek subaylar, henüz bıyığı terlememiş Tokat’ın 15’lileri, Galatasaray Sultanisi öğrencileri, İstanbul Erkek Lisesinin ve ülkemizin birçok idadisinin öğrencileri burada kucak kucağa şehit oldular; bir destan yazdılar ve bir miras bıraktılar.
 
Çanakkale bu anlamda bizim ufkumuzu da ortaya koymaktadır. Çanakkale; kardeşliğimizin, var olma irademizin, en zor zamanlardaki kenetlenmemizin sembolüdür.
 
Sedd-ül Bahir, Kireçtepe, Arıburnu, Conk Bayırı, Gelibolu, Kumkale, Eceabad, Kilit Bahir’de şehit olan ve şehadetleriyle bize aydınlık yolları gösteren, kardeşliğin ve dava bilincinin ne olduğunu bizlere gösteren şehitlerimizi minnetle anıyorum.
 
1915 yılında İslam dünyasının medreselerinde okuyan öğrenciler –ki yaklaşık sayıları 80 bindir- mezun olamadılar. İstanbul’daki Dar-ül Fünun, Tıbbiye mektebi ve liselerimiz o yıl mezun vermediler. Onlar Çanakkale’ye gittiler ve geri dönmediler. Analar kınalayarak gönderdikleri yavrularını, yavuklular nişanlılarını bir daha göremediler. Beni derinden etkilemiş olan bir isimden bahsedeceğim geçemeyeceğim: bu kişi Muhammed İkbal’dir.
 
Çanakkale`de savaşın en zorlu anlarının yaşandığı sıralarda, Pakistan`ın Lahor kentinde, en büyük alanlardan birinde, halkın büyük bir teveccüh gösterdiği muhteşem bir miting düzenlenmektedir. Mitingin amacı Çanakkale`de çarpışan Osmanlıya yardım ve gönüllü toplamaktır. Halkın büyük çoğunluğu fakir olmasına rağmen, meydanlara serilen yardım sergilerine, kulaklarındaki küpelerini, parmaklarındaki alyansları, evdeki eşyalarını satarak elde ettikleri paraları atmaktadırlar. Mitingin sonlarına doğru, kürsüye İslam dünyasının en önemli isimlerinden biri olan Muhammed İKBAL çıkar ve birkaç gün önce gördüğü rüyayı anlatır toplananlara. Daha sonra da o gün tarihe mal olacak o meşhur şiirini okur halka:
 
‘’Dedi Hz. Muhammed
 
Cihan bahçesinden bana bir korku gibi yaklaştın
 
Söyle bana ne gibi bir hediye getirdin?
 
Dedim: Ya Muhammed, dünyada yok rahatlık
 
Bütün özlemlerimden umudu kestim artık
 
Varlık bahçesinde binlerce gül lale var.
 
Ama ne renk ne koku… Hepsi de vefasızdır.
 
Yalnız bir şey getirdim kutlanmıştır tekbirlerle
 
Bir şişe kan ki eşi yoktur namusudur, vicdandır
 
Buyurun, bu Çanakkale şehidinin kanıdır…’’
 
İkbal ile birlikte meydandaki herkes hüngür hüngür ağlamaktadır. Gönderilen maddi yardımların yanında bir de Çanakkale`deki kardeşlerine dualar ederler. İçlerinden bazıları son kuruşlarını da verdikleri yetmezmiş gibi cephede savaşmak üzere gönüllü yazılırlar.
 
O dönemde kardeşlik, dayanışma, millet olma ruhu bütün canlılığıyla yaşanırken aynı ruhun ülkemizde yeniden tesisi kapsamlı bir çabayı gerekli kılıyor."
 
 
Osmanlı kanadında toplam savaşçı sayısı 84 bin’di. Bu askerlerden 76 bin’i savaşta şehit oldu.
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Paylaş :


 

 

Diğer Haberler

Tüm Haberler »

 

Anketler

Anket 1

Web sayfamızın tasarımını nasıl buldunuz?

  • Gönder