http://images.socialpano.com/

10. Öğretmen Sempozyumu Ankara'da Yapıldı

Anadolu Platformu'nun “Değişen Türkiye’de Eğitim ve Müfredat” üst başlığıyla düzenlediği 10. Öğretmen Sempozyumu Ankara'da yapıldı.6.05.2016 16:13

6 Mayıs Cuma günü Ankara Çam Otel'de başlayan ve 3 gün süren Anadolu Platformu'nun düzenlediği 10. Öğretmen Sempozyumuna Türkiye'nin 50 ilinden yaklaşık 600 öğretmen ve davetli katıldı. 

Sempozyumda eğitim sisteminde öteden beri süregelen yanlışlar dile getirildi. Milli Eğitim Bakanlığından, yabancı ülkelerden ve birçok önemli isimlerden katılımın sağlandığı sempozyumda yeni öneriler sunuldu.

Sempozyumun açılış konuşmasını Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir yaptı.

Aldemir, "Değişen Türkiye; Eğitimde Müfredata Bakışımız" başlığıyla bir konuşma gerçekleştirdi.

Aldemir konuşmasında, farklılıkları zenginlik bilen, irfani derinliğe ve hikmete sahip bir eğitim sistemi için burada olduklarını vurgulayarak; “Bize, farklılıklarımızı zenginlik bilen, irfani derinliğe ve hikmete sahip, Hakka götüren bir yol ve aydınlığa açılan bir kapı lazım. Ahlaki değerleri tanıtan, hayâya hayran gönüller ve insanlığı seven temiz yürekler yetiştiren, milletimizin kadim değerlerine ve tarihine yaslanan nesiller inşa eden bir eğitim sistemi için buradayız. Bize, bizi kendi ruhumuza kavuşturacak insan mektebi lazım.

Devletleri ve medeniyetleri yapan da yıkan da öğretmenlerdir. 'Babam beni gökten yere indirdi. Hocam ise beni yerden göğe yükseltti' diyen İskender, hocasını anlamıştır. Hocayı her devirde, o devrin ruh ve iradesinin hüviyetine bürünmüş görüyoruz. Zira devirlerin idealizmini yaşatan hocalardır.

Bugün en çok dava ve misyon sahibi, adanmış öğretmenlere ve gençlere ihtiyacımız var. Bunun da tek çözümü sizlersiniz. Bu bilinçle öğretmenlik görevimizi ifa eder ve ilim, irfan ve hikmet sahibi gençler yetiştirirsek bütün sorunların üstesinden Allah’ın izniyle gelebiliriz" dedi.

Eğitim sisteminin sorunlarına değinen Aldemir, eğitim sisteminin düzelmesi için şu maddeleri sıraladı:

-Değişen dünyada değişmeyen insan ilişkilerini yeniden inşa etmeliyiz.

-Ahlak, adalet, dürüstlük, sevgi, saygı gibi kavramları şahsımızda ve öğrencilerimizde müşahhaslaştırmalıyız.

-Özellikle ahlak bir bütündür parçalanmaz prensibi tüm eğitimi kuşatmalıdır.

-Eğitimin özelleşmesinden çok sivilleşmesini öncelemeliyiz.

-Öncelikle eğitim, devleti merkeze alan bir ideoloji aktarma ve yayma aracı olmaktan kurtarılmalıdır.

-Terör örgütlerinin ve nihilist öfkelerin nesnesi durumuna düşmüş genç kitlelere ulaşmalıyız. Bu hareketleri var eden garip gurabaya, varoşlara dönmeliyiz.

-Çocuklarımıza sosyal alanlar açan ve onları sosyal sorumluluk projeleriyle yetiştiren yeni eğitim mektepleri kurmalıyız.

-İHL projesinin içini doldurarak doğru ve sahih din bilgisine ve tasavvuruna sahip nesiller yetiştirmeliyiz.

-Sosyal, siyasi ve insanlık bilinci yüksek gençler yetiştirmeliyiz.

-Tarihini, coğrafyasını, tarihi misyonunu ve günün görevini bilen adanmış, davası olan bir nesil; kendini ümmetin birliğine ve ayağa kalkmasına adamış bir gençlik için çabalamalıyız.

-Öğretmenler olarak dokunmadık gönül ve tutulmadık el bırakmamalıyız.

Aldemir'in konuşmasının ardından selamlama konuşmalarına geçildi.  

Selamlama konuşmalarının ilkini Eğitim Bir Sen Başkan Vekili Latif Selvi yaptı. Ardından Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin, Ak Parti Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu ve Milli Eğitim Bakanlığı Strateji Geliştirme Daire Başkanı Mehmet Fatih Öztürk yaptı. 

TBMM İdare Amiri ve Ak Parti Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu selamlama konuşmasından sonra konuşmacıların yaptıkları eleştirilere cevaplar getirdi.

Gündoğdu, “Karadenizli Temel, hacca gidip geldikten sonra 'Temel ne yaptın, Allah kabul etsin' dediklerinde, 'Şeytan taşladım' demiş. 'Başka ne yaptın?' dediklerinde, 'Şeytan taşladım' demiş.

'Temel, bunun tavafı, say’ı yok mu?' diye sormuşlar. Temel de, 'Ben ömrümün geri kalan kısmına baktım, hep şeytanın vesvesesiyle günah işleyerek geçirmişim, onun için sadece şeytan taşladım' demiş.

Evet, bizim camia olarak şeytan taşlamada muazzam bir üstünlüğümüz var. Zaferimiz var. 2010 referandumu bir milattır. Başörtü özgürlüğü, kat sayı, din eğitimi, yüzlercesini saymak mümkündür. Bugün elliden fazla İslam ülkesinin müfredatını Siyonistler, haçlı zihniyeti yazıyor. Onlar da buna razıysa biz gözyaşı dökmeye devam ederiz. Bizim bugünkü eğitim sistemimizde çocukların KPSS’ye, ÖSS’ye bir yarış var” şeklinde konuştu.

Diğer konuşmacılar sempozyumun hayırlara vesile olmasını dilediler. Selamlama konuşmalarının ardından ilk gün oturumu sona erdi.

I. Oturum: Değişen Türkiye’de Değiş(e)meyen Müfredat

Açılış ve selamlama konuşmalarının ardından ikinci günün ilk oturumu "Değişen Türkiye’de Değiş(e)meyen Müfredat” başlığıyla yapıldı.

Oturum başkanlığını Prof. Dr. Nihat Işık’ın yaptığı I. oturumda şu isimler teblip sundu:

Doç. Dr. Güray Kırpık; Osmanlıdan Günümüze Müfredatın Değişim Tarihi,

Yrd. Doç Mehmet Ulukütük; Müfredatta İdeolojinin Yapı Sökümüne Doğru,

Doç. Dr. Engin Aslanargun; Yeni Bir Müfredatı Zorunlu Kılan Nedenler.

II. Oturum: Eğitimde Model Arayışı

Sempozyumda II. oturum “Eğitim’de Model Arayışı” üst başlığı ile yapıldı.

Prof. Dr. Güven Delice’nin moderatörlüğünde yapılan II. oturuma Prof. Dr. Burhan Akpınar, Dr. Necati Çobanoğlu ve İbrahim Özmantar konuşmacı olarak katıldı.

Oturumda; Prof. Dr. Burhan Akpınar; “Değişen Türkiye’de Maarif Felsefemiz ve Eğitimin Dili”,

Dr. Necati Çobanoğlu; “Değer Merkezli Bir Eğitim ve Nesil Tasavvurumuz”,

Eğitimci-İbrahim Özmantar ise; “Alternatif Eğitim Modeli - Türkiye Modeli- EKE- İHL” üst başlıklı tebliğ sundu.

III. Oturum: “Eğitimin Çıktısı: İnsan”

10. Öğretmen Sempozyumu III. Oturumda  "Eğitimin Çıktısı: İnsan" konusu Milli Eğitim Bakanlığı Uzmanı Mehmet Bulut’un oturum başkanlığında ele alındı.

III. Oturumda; Nasıl Bir İnsan: Müfredatın İnsan İnşasında Rolü, Eğitimci Abdurrahman Saçan

Müfredatın Uygulanmasında Model Öğretmen, Doç. Dr. Kamil Coşkun

Neslin İnşasında Eğitim Materyalleri, Prof. Dr. Recep Kaymakcan

İslam Ülkelerinin Müfredat Örnekleri (Mısır - Suriye - Ürdün), Mısırlı Akademisyen Wolid Ramazan Salama'nın sunumlarıyla yapıldı.

Oturumların ardından Sempozyumun ikinci günü akşamında söyleşi programı gerçekleştirildi. Söyleşi programında Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir ve Koordinasyon Kurulu Üyesi Hüseyin Özhazar öğretmenlerle hasbihal ederek sorularını yanıtladı.

Sempozyumda bölgeler arası öğretmenler komisyonu toplantıları da yapıldı.

8 Mayıs Pazar günü Zekeriya Şengöz “Eğitimde Kişilik ve Kimlik” üst başlığı ile bir sunum yaptı.

Ardından Eğitimci Mehmet Kızılay’ın moderatörlüğünde Forum gerçekleştirildi. Forumda eğitim-öğretimdeki sorunlar ve çözüm önerileri ele alındı.

Forumun ardından Sempozyumun sonuç bildirisi okundu. Sonuç bildirisini Anadolu Platformu Başkan Yardımcısı Gazi Kılıçparlar okudu. Sonuç bildirisinin okunmasının ardından Sempozyum sona erdi.

ANADOLU PLATFORMU 10. ÖĞRETMEN SEMPOZYUMU

“DEĞİŞEN TÜRKİYE’DE EĞİTİM VE MÜFREDAT” SONUÇ BİLDİRİSİ

Değişim, kâinatın sırrıdır. Sürekli bir değişimle karşı karşıyayız. Dünyada ve Türkiye’de birçok şey değişiyor. Değişen bu koşullara karşı bizlerin de kendisini, yapıp ettiklerini yenileyebilecek bir yaklaşıma sahip olması gerekir. Bu değişimleri doğru okuyamayanlar insanlık sürecinin ve tarihin dışında kalacaktır. Her dem yenilenme, sahip olmamız gereken temel özelliklerden biri olmalıdır.

Müslümanlar, insanlık tarihi boyunca arınmanın, bilginin, yenilenmenin, barışın, merhametin, iyiliğin merkezinde olmuştur. Lakin İslam coğrafyasında bilgi üretim ocakları birkaç asırdır küllendi. Adalet ve merhamet adası olma özelliğini kaybetti. Uzunca bir süredir ne insanlığın sorunlarını ne de kendi sorunlarımızı konuşamaz, çözemez hale geldik. Bugün İslam dünyasında yaşanılan birçok önemli çatışmanın nedeni de içinde yaşadığımız zamanın sorunlarına çözüm getiremeyişimizdir. Uzun zamandır devam eden bu sorunun sona erdirilmesi için yeniden sorumluluklarımızı üstlenmenin vakti gelmiş bulunmaktadır.

İnsanlığın sıkıştığı yerden yeni bir çıkış yakalaması, İslam dünyasının ve insanlığın kurtuluşuna öncülük edecek yüz akı gençlerin yetişmesinde, eğitim faaliyetleri ve bu eğitimin içeriği yani müfredatı önemli bir role sahiptir. 

Yeni Türkiye’nin inşa süreci Eski Türkiye verileriyle mümkün olmayacaktır. Eski Türkiye’nin eğitim kodları ve müfredatının kaynakları, amacı ve bizleri getirdiği yer bellidir. Buradan bir şey çıkmadığı ve bizleri bir parenteze aldığı ortadadır. Bu parentezden hızla uzaklaşmamız gerekir.

Siyasi ve fikri iktidarı sağlamak ve yeni bir medeniyetin inşasını mümkün kılmak için, eğitim, düşünce ve kültür alanında yeni adımlar atmak zorundayız. Bu, bizlere umudunu bağlamış olan ümmetin evlatları için de yapmamız gereken acil bir sorumluluktur.

Bu perspektifle gerçekleştirmiş olduğumuz 10. Öğretmen Sempozyumunda satırbaşları olarak ifade edebileceğimiz vurgular şunlar olmuştur:

Eğitim öğretim çalışmaları, Türkiye’nin en uzun soluklu dönüşüm projesidir. Bu projenin sabahtan akşama gerçekleşmesi mümkün değildir. Bu alanda yapboz anlamına gelebilecek tutum ve davranışlardan uzak durup kalıcı çalışmaların yapılması gerekir. Çok aceleci, hemen bir şeyleri değiştirelim duygusu yeni yanlışlara neden olacaktır. Anlık ve günübirlik politikalar bizi sağlam temeller atmaya, hedeflediğimiz amaçlara ulaştıramaz.

Bugüne kadar yapılmış olan çalışmaların önemli bir kısmı bu duygularla yapılmıştı. AK Parti Hükümetlerinin eğitim konusundaki başarısızlıklarının temel nedenlerinden biri de budur.

Eğitim, öğretim ve müfredat konusunda oluşturacağımız duyarlılık Yeni Türkiye’yi var edecek en önemli dinamiklerden biri olacaktır.

Yeni Türkiye’nin eğitim ideolojisi eski ile yeni arasında kesin bir hat çizmek istiyorsa, bireyi bağımlı hale getiren her şeyden kurtarması, bireyi özgün ve sorumlu bir insan yapacak adımları atması gerekmektedir.

İnsanlık tarihinde çok önemli bir tecrübe olan Osmanlıda eğitim alanında çok önemli ve verimli çalışmalar yapılırken 16. yüzyıldan itibaren yanlışlıklar yapıldığını görmekteyiz. Yanlışlıkların merkezinde kendini yenile(ye)meyen medreseler bulunmaktaydı. Bu alanda yaşanan daralma ve yanlışlıklar Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmesinde etkili olmuştu. Osmanlı bu alandaki eksikliği ancak 18. yüzyılda fark etmeye başlamıştı. III. Selim’den itibaren yapılan çalışmalarda, müfredat değişimlerinde hep dış baskıların izi görüldü. Bugün yaşadığımız sorunların birçoğunun tam da burada başladığını söyleyebiliriz. Benzer derslerin bir birine giydirilmesi ve eğitimcilerin liyakatsizliği problemin büyümesinde etkili olmuştu.

Cumhuriyete kadar olan dönemde müfredatın oluşturulması ve geliştirilmesinde önce Fransız, daha sonra da Alman etkileri görülür. Cumhuriyet sonrasında ise İngiliz ve Amerikan etkisinin belirleyici olduğu görülmektedir.

Oryantalist eğitim modelinde yetişen birey, bize bizim baktığımız gibi değil; Batılıların baktığı gibi bakmayı öğrenmiştir.

Cumhuriyetin kuruluşunda geri kalmışlığın sebebi, yanlış bir teşhis olarak İslam görülmüş ve yeni müfredat oluşturulurken İslam tecrübesi devre dışı bırakılmıştır.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun çıkarılması, medreselerin kapatılması ve din eğitiminin sıfırlanması, durumu daha vahim hale getirmiş ve nesillerin kaybolmasına neden olmuştur.

Bu dönemin eğitimindeki anahtar kavramlar; Darwinist pozitivizm, Batılılaşma, ulusalcılık, sekülerizm ve modernleşme olmuştur.

Bu durum, seküler ve bireyci bir insan tipinin yetişmesine neden olmuş, fedakârlık ve sorumluluk anlayışından uzak insanlar ortaya çıkarmıştır.

Çünkü ideoloji bir yanıltma faaliyetidir; ilmi değildir. Bugüne kadar da eğitim öğretim faaliyetleri bu ideolojik yaklaşımla şekillenmiştir. Eğitim alanı ideoloji aktarımının aracı olarak görülmüş, iyi vatandaşların üretilmesi için zorunlu olarak addedilmiştir. İyi insan eşittir iyi vatandaş anlayışı beraberinde ötekileştirmeyi de getirmiştir.

Müfredata ideolojinin yansıması, madenler gibi olan insanların farklılıklarını ortadan kaldırmış, herkesin bir birine benzemesini zorunlu kılmıştır.

Eğitim müfredatımızın bu ideolojik bataklıktan hızla arındırılması gerekir. Ulusalcı tüm bilgilerin eğitim müfredatından çıkarılması bir zorunluluktur.

Yeni dönem eğitimini ve müfredatını konuşurken bilmemiz gerekir ki; hedef ve gayesi belirlenmemiş bir talim ve terbiye sistemi, nesilleri şaşkına çevireceği gibi nelerin nasıl öğretileceği, terbiyede takip edilecek usul ve metotların neler olacağı bilinmeden, gençlerin kafa ve ruhlarına yerleştirilecek şeyler de onları sadece birer bilgi hamalı yapacaktır.

Öyleyse eğitim felsefesinin ve eğitim sosyolojisinin toplumun tarihi ve değerleriyle uygun özellikte olmasına özen gösterilmelidir. Zamanla değişen ihtiyaç ve beklentilerin dikkate alınması, zamanın ruhuna uygun çalışmaların yapılması gerekir.

Her halükarda eğitimin bir ufku ve misyonu olmalıdır. İrfandan yoksun bir eğitim ve müfredat sadrımıza şifa olmayacaktır.

Yeni müfredat oluşturulurken dost-düşman algısıyla değil; iyi- kötü, güzel-çirkin üzerine kurgu olmalıdır. Eleştirel düşünceye imkân tanınmalıdır. Çünkü eleştirel düşünce olmadan tarihsel sosyal akıl ve evrensel düşünce olamaz.

Eğitim, insanın varlığının fark edilmesidir,  bu varlık başkasının varlığına armağan edilemez.

Yeni bir dönemin eşiğindeyken müfredatın arızalı olan amaçlarını ortadan kaldırmak zamanın ruhuna uygun hale getirmek gerekmektedir.

Program bir sistemin kutsal kitabıdır. Nasıl bir toplum tasarlanıyorsa bu müfredat ile kodlanacaktır. Kaliteli bir toplumun ortaya çıkması kaliteli bir müfredatla mümkündür. Bu müfredatın günlük hayatla da bağlantısının olması gerekir. Okullarımızda birçok ders yapılıyor ancak bu dersler pratik hayatta bir anlam ifade etmiyor.

Müfredat çalışmaları makyajla, kısmi değişiklikler yaparak yürütülemez. Köklü değişime ihtiyaç vardır. Bu çalışma en az yeni anayasa çalışmaları kadar hayati öneme haizdir.

Eğitim ve müfredatın merkezinde bilgi ve insan olmadıkça maddi-fiziki unsurların tam olması bir anlam ifade etmez.

Halka ve onun değerlerine rağmen bir eğitim politikası sürdürülemez. Yeni dönemde bunun mutlaka esas alınması gerekir.

Bireyi şekillendirmeyi amaçlamaktan uzak durulmalı, bireylerin özgürce yetişmesi için çalışmalar yapılmalıdır.

Pedagojik bağımsızlık tam bağımsızlığın olmazsa olmazıdır. Pedagojik bağımsızlık için her kesime büyük sorumluluk düşmektedir. Bunun için tarihimizden ve değerlerimizden ilham alan alternatif ve yerli bir müfredatın yapılması şarttır.

Fikirler ithal edilmez; üretilir. Yeni dönemde yeni fikirler üretebileceğimiz bir alt yapı oluşturulmalıdır. Batılı kaynaklardan beslenerek gelen rejimimizin ve eğitim sistemimizin yorgunluğuna son verilmelidir.

Yeni müfredatımız hak ve adalet anlayışını esas alarak hazırlanmalı, insanlık ailesini ve birikimini kuşatıcı bir niteliği olmalıdır.

Sürekli yenilenme esaslardan biri olmalıdır. Eğitimdeki başarı, değişim ve dönüşüme açık olmakta yatar.

İmam Hatip okulları din eğitimi modeli açısından dünyadaki özgün modellerden biridir. Bu okulların da klasik uygulamalarından arındırılarak yeni bir perspektifle ele alınması gerekir. İmam Hatip Okullarının toplumda bir bölünme ve ayrışmaya neden olmaması gerekir. Bütün okulların da İmam Hatipleştirilmesi gerekmemektedir.

Çocuk eğitiminde ilhamını tarihimizden alan Evde Karekter Eğitimi programı son yıllarda test edilmiş iyi modellerden biridir. Sivil olan bu modelin geliştirilmesi için çalışmaların sürdürülmesi gerekir. Eğitim alanında sivil yapıların daha fazla sorumluluk üstlenmesi, alan açması ve alternatif üretmesi gerekir. Bu alan sadece devletin inisiyatifine bırakılabilecek bir alan olamaz.

Yeni dönemde öğretmenlerimize büyük sorumluluklar düşmektedir. Çocuklarımız, gençlerimiz yüreklerine dokunacak öğretmenlerini beklemektedir.

Öğretmenlik peygamber mesleğidir. Bu durum öğretmenlere ağır bir sorumluluk yüklemektedir.

Dünyanın en iyi müfredatı oluşturulsa bile uygulamada duyarlılığı, özverisi ve niteliği olmayan yüreği yanmayan öğretmenler olmadıkça bir başarı elde edilemez.

Öğretmenlerimiz, çocuklarımızın hayatının sahibi değil; sanatkârı olmalıdır.

Öğretmenlerimizin yetiştirdiği her genç yarınımıza atılmış olan bir tohumdur.

Çocuklarımız bilginin kölesi ya da taciri olarak yetiştirilmemelidir.

Öğretmenlerimiz gençlerimize eleştirel bilinç, farkındalık ve duyarlılıklarını geliştirebilecekleri ve bu sayede kendi özgünlüklerinin anlamını yakalayabilecekleri imkânlar oluşturmalıdır.

Anadolu Platformu bu alanlarda çalışmalar yapan bir sivil kuruluş olarak faaliyetlerine devam etmektedir. Tüm sivil kuruluşların bu alanlarda etkin çalışmalar yapması sorunlarımızın çözümüne katkı yapacaktır.

 

ANADOLU PLATFORMU

ÖĞRETMEN KOMİSYONU


Paylaş :


 

 

Diğer Haberler

Tüm Haberler »

 

Anketler

Anket 1

Web sayfamızın tasarımını nasıl buldunuz?

  • Gönder